Risk alan bir ilk film

Asu Maro
Bugün
12

Bu sene İstanbul Film Festivali'nin ilk ve ikinci filmini çeken yönetmenlere yer veren 'Yeni Bakışlar' seçkisinde gördüğümüz az sayıda 'yeni bakış'tan biri, "İsimsiz Eserler Mezarlığı" idi. Selman Nacar'ın "Tereddüt Çizgisi" ve "İki Şafak Arasında" filmlerinin kurgusunu yapan Melik Kuru'nun yönetmen olarak ilk uzun metrajı, yarışmadan En İyi Müzik, En İyi Sanat Yönetimi ve Siyad ödülleriyle ayrıldı. Benim için de farklı bir şey izlemenin, anlatmak istediği hikâyeye, kafasındaki sinemaya tutunan ve bunun için risk alan bir yönetmen tanımanın heyecanı oldu, "İsimsiz Eserler Mezarlığı".

Film, idealist fotoğrafçı Aslı (Manolya Maya) ile bütün gününü masa başında video oyunu dünyasında geçiren ev arkadaşı Murat'ın (Ekremcan Arslandağ) kirayı ödeyemedikleri için evden atılma tehlikesiyle karşı karşıya kalınca girdikleri mücadeleyi anlatıyor. Aslı'nın çektiği el fotoğraflarından (Fotoğraflar: Edze Ali) bir serisi ve o serinin çağdaş sanat piyasasında bir şansı var. Fakat ortaya koyduğu iş kadar kendisini de malzeme olarak sunması (performans adı altında) gerekiyor ki izleyici için ilgi çekici olabilsin. Sanat piyasasının sinir bozucu temsilcisi Mete'de Tuğrul Tülek'i anmadan olmaz, o bildik – tanıdık kişilerin ta kendisi olmuş.

Biri ideallerine inatla bağlı, diğeri hayatı koyuvermiş iki arkadaşın adımladıkları Beyoğlu sokakları filmin ana mekânı. Tamamı siyah beyaz çekilen filmin sanat piyasasına, günümüz dünyasına, Türkiyesi'ne, gençliğine, gençlere sunulan ve sunulmayan gelecek hayallerine dair söyleyecek çok sözü var. Tabii çok da iç açıcı sözler değil bunlar. Ama yönetmenin karakteri Aslı'ya emanet ettiği inatçı tarafı sayesinde aşırı karamsarlıktan kurtuluyor diyebiliriz.

Melih Kuru "Hangi Film Hangi Zamanda" podcast'inde Enes Kudu'ya "Çalışırsan başarırsın kültürüyle büyütülmüş bir nesiliz", diye anlatıyor: "Doğduğum günden itibaren dışarıdaki dünya bana zaman verirsen, emek verirsen, çalışırsan olur, dedi. Ama olmuyor. Olmadığı zaman bunun iki yolu var: Ya kendinizi değiştirirsiniz ya da inat edersiniz. Üçüncü seçenek vazgeçmektir tabii de ben kolay vazgeçen biri değilim".

Sonuçta karşımızda iyi ki de vazgeçmemiş, sinemayla kurduğu ilişki konusunda sebat etmiş bir yönetmenin post prodüksiyon aşamasına kadar hiçbir kurumsal destek almadan çekip ortaya koyduğu bir ilk film var. Filmin siyah beyaz çekilmesi bile başlı başına "göze alınmış" bir şey. Çünkü bu filme ihtiyaç duyduğu atmosferi ve yönetmenin tematik kalabalık karşısında amaçladığı görsel sadeliği kazandırırken yine aynı podcast'te söylediği gibi pazarlanmasını zorlaştırıyor, yurtdışı vizyon imkanlarına da baştan ket vuruyor. Zaten dünyanın Türkiye'den talep edeceği bir film değil bu, bir de üzerine zorlaştırıcı öğeler eklenmiş diyebiliriz. Ama işte bunlar da Melik Kuru'nun bu işi yapma sebebi.