Limonata gibi bir roman

Asu Maro
Bugün
11

"Bir insan yaşamı boyunca kaç defa yeniden doğar" Size bu soruyu sorarak başlıyor kitap. İnsanın aklına ilk büyük bir kaza ya da bir hastalık, sizi ölümün kıyısına götüren bir felaket geliyor. Ardından size armağan edilmiş gibi gelen yeni bir yaşam fırsatı...

Dario'nunki öyle değil ama. Ya da bir anlamda öyle. Gözlerini '60'lı yıllarda İstanbul'da açmış, anne babası o altı yaşındayken ayrılmış ve Dario biri dünyanın kendi etrafında döndüğüne inanan, diğeri ise sadece kendi isteklerinin doğrultusunda yaşayan ebeveyninin ortasında pinpon topu gibi bir çocukluk yaşamış. Görür görmez vurulduğu ilk aşkı Liana'yı 1980 yılında Büyükada'da tanımış ve ailesi parçalandığında kırılan kalbi onunla adeta yeniden doğmuş. Neşeli bir delikanlı çıkmış yalnız ve kavruk oğlan çocuğunun içinden.

Günün birinde aşkının peşinden dünyanın öbür ucuna; Connecticut'a taşınmış ve bu hiç bilmediği topraklarda çocukluğunu temize çekerek kendi ailesini kurmuş. Sevgi dolu bir koca, müthiş bir baba olmuş, kızıyla ayrı oğluyla ayrı çok sağlam ilişkiler kurmuş. Masalın tam burasında; Amerikan rüyası gibi evlerinde "Ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar" aşamasına geldiklerinde Toscana'ya çıktığı bir iş seyahatinde hayatı bir kez daha alt üst olmuş. Yıl 2004 ve biz Dario'yu tam burada tanıyoruz. 40'ında bir yabancının tuttuğu aynada hiç tanımadığı yeni bir Dario'yla yüz yüze bakarken. Daha doğrusu önce eskisinin ölümüyle baş etmeye çalışırken.

Epsilon'dan çıkan "İstanbul Limonatası", Yasemin Özek'in dördüncü romanı. Beni sayfaları arasında durup "hemen bitmese" diye kenara koyacak kadar sürükleyen bir roman. 2005 yılında başladığı dizi senaristliğine kendi anlatmak istediği hikayelere yönelmek için ara veren Özek, bir mübadele romanı olan "İki Gözüm Despina"yı büyük bir bölümünü Yunanistan'da tamamlayarak 2017'de yayımlamış, 2022'de de roman Yunanca'ya çevrilmiş. Bunu "Angelika ile Mehmet / Eski Zamandan Bir Beyoğlu Aşkı" ve devam romanı "Bu Böyle Yarım Kalmayacak" izlemiş.

"İstanbul Limonatası"nın tohumları ikinci romanından sonra konuk olduğu Moshe Aelyon'un YouTube programıyla atılmış bir anlamda. Aralarında kurulan dostluktan, İstanbul, Beyoğlu, Büyükada sohbetlerinden, Aelyon'un hayata dair anlattıklarından Dario'nun hikâyesi doğmuş.

Yazarın bütün kitaplarında eski İstanbul'un çok kültürlü yaşamının önemli bir yeri var, sürekli değişen şehre dair kayıt düşmeyi önemsiyor. "İstanbul Limonatası"nda da '70'lerin, '80'ler'in İstanbul'unun, özellikle adaların, Beyoğlu'nun, Nişantaşı'nın havasını 'solumak' hafif kalacak, derin derin içinize çekiyorsunuz. Nerelere gidilirdi, nerelerde eğlenilirdi, nerede yüzülür, hangi şarkılarda dans edilirdi, bir kamera gibi gezdiriyor okuru, öyle canlı bir anlatımı var. Bir yandan insan hayatının bütün ilişkilerine (anne – baba, evlat, sevgili, arkadaş olarak) dair çok incelikli tespitlerle sizi de kendi yaşamınızın hiç umulmadık anılarına ışınlıyor.