"Kurtuluş" nerede değildir

Bunu korkarak da olsa kabul etmeliyiz ki insanın içinde kötülüğe ikna olmaya teşne bir yer var. Bunu yüz yılların eskitemediği mekanizmalarla körükleyip topluca harekete geçirdiğin zaman ortaya "insanlık dışı" dediğimiz suçlar çıkıyor ve oturup hep beraber bunların hiç de "insanlık dışı" olmadığını izliyoruz.

Emin Alper'in 76. Berlin Film Festivali'nin ana yarışmasında yer alan son filmi "Kurtuluş", seyirciyi iki aşiret arasındaki toprak çatışması yoluyla bütün bu 'mekanizmalara' bakmaya çağırıyor, 'kurtuluş' umudunun nerede olduğunu – ya da olmadığını – düşündürüyor.

Olan biteni koruculuk yapan aşiret Hazeranlar'ın 'cephesinden' takip ediyoruz. Düşman belledikleri Bezariler yıllar önce terk etmek zorunda bırakıldıkları topraklarına geri dönünce, Hazeran aşiretinin sözde 'huzuru' bozuluyor. Öyle bir kin ve nefret kışkırtılıyor ki komşu köye karşı, artık olup olacak bütün kötülüklerin kaynağı belli kabul ediliyor. Öyle ki, köyden birinin ikiz çocuğu olacak olsa bebeklerden biri şeytanın, yani Bezarilerin işi.

Kötülükler de eksik olmuyor köyün başından. Peş peşe felaketler, cinayetler, ürkütücü gelişmelere işaret eden 'haberci rüyalar' derken muhtaç olunan kâbus iklimi gün be gün inşa oluyor. Akıl ve ruh sağlığının yerinde olduğunu kimsenin iddia edemeyeceği, her gece rüyasında Kamil dedesinden talimatlar alan Mesut (Caner Cindoruk), köyün kurnazı Yılmaz'ın (Berkay Ateş) da kışkırtmasıyla dergâh şeyhi kardeşi Ferit'i (Feyyaz Duman) devirip yerine geçmek için uygun ortamı böylece yakalamış oluyor. İşaret ettiği düşman belli, 'kurtuluş' yolu da açık mı gerçekten

Dengesiz bir liderin iktidar yürüyüşünü ve tüyler ürperten finalin adım adım gelişini izlerken seyircinin kâbuslarla gerçekler arasında bazen kaybolduğunu, zamanı ve yeri tam olarak belirtilmemiş olsa da (Batman'ın Kırkat köyü ile Mardin'in Kıllit (Dereiçi) köyünde çekilen) Kürtçe konuşulan bir coğrafyada oyuncuların Türkçede kullandığı şivelerin dikkat dağıtıcı olduğunu söylemek isterim. Kimsenin birbiriyle dilinin tutmaması bir yana, bir oyuncu aynı cümle içinde aynı kelimeyi birkaç farklı şekilde söyleyebiliyor, bu yabancılar için değilse de Türkçe konuşan seyirci için bir sorun. Filmin içinde kadınlara verilen yer ve görev de bir başka sorun.

Ama şurası bir gerçek ki korku filmine benzer etkileyici atmosferiyle Türkiye tarihinde yaşanmış katliamlardan da izler taşıyan "Kurtuluş" bu seneye Emin Alper'in gösterim sonrası Gazze'de yaşanan soykırıma dair yaptığı konuşmayla damgasını vuracak. Özellikle de jüri başkanı Wim Wenders'in sinema ve siyaset işlerini ayrı tutan açıklaması üzerine. Hiçbir şeyden memnun olmayan bir kısım sosyal medya ahalisi "zaten baştan Berinale'de ne işi vardı" diye gene kızmak için bir sebep bulsa da Emin Alper'inki yerinde ve ses getiren bir çıkıştı, filmine de yakıştı.