Bir roman olsun, okuyanı hem alsın iki yüzyıl öncesine, fotoğraf makinesinin bile icat edilmediği bir çağa götürsün hem tutsun elinden bilinmez bir geleceğe taşısın. Hem insanın yüzyıllarla değişmeyen iktidar hırsını, doymak bilmeyen yıkıcı kudret açlığını anlatsın hem bu kadar kıyametin içine er ya da geç sürgün verip yeşerecek umudu yerleştirip iyiliğe inandırsın. Çağan Irmak'ın kökleri kadim anlatıcılık geleneğine yaslanan, dalları çağdaş anlatıya uzanan romanı "Artuçkule'nin Tepegöz'ü" bütün bunları son derece lezzetli bir dille ve ustaca başarıyor.
Her şey "toprağı insanı reddeden uğursuz köy" Alamış'ta başlıyor. Kimsenin yüzünün gülmediği bu diyarda her daim tebessüm eden (bu yüzden yarım akıllı denen) Künney adında bir kız var, bir gün karşısına bir 'peri padişahı' çıkıyor ve bu karşılaşmadan bir çocuk doğuyor. Çocuk demeye bin şahit ister; tek gözlü bir hilkat garibesi. Daha dünyaya gelmeden sevilmeyişinin, istenmeyişinin öfkesinden içinde açılan boşlukta sadece intikam hırsı besleyip büyüten, zaten hükümdar Pamir'in zulmü altında ezilen halkı daha da ezmeye, Dokuz Kıta On Okyanus'un başına bela olmaya ant içmiş Tepegöz.
Hayatta bir tek bebekken gördüğü dünya güzeli Belinay'ı sevecek. Onun dışında kötülükle, riyayla, entrikayla nefes alacak. Ona kucak açan, iyilikle iyileştirmeye çalışan, sevgiyle anlattığı masallarla büyüten Hekim Aytar (ki kendisi 'vaktinden önce gelen bir icatla', fotoğraf makinesiyle hakikati sabitlemeyi hedefleyen bir bilim adamı) bile kurtulamayacak hışmından. Büyüyecek ve "İyi ki anlatılmıştı masallar. İyi ki inanmıştı öbür, aptal çocuklar. Onlar murada erenlerin, kerevete çıkanların adaletine inanmışlar, hakkaniyet hissinin verdiği rehavetle uykulara dalmışlardı. Ama uyurken de masallara inanmamış, uyumayan 'öbür' çocuklara bırakmışlardı dünyayı. Nihayetinde kim çıkmıştı kerevete" diye soracak.
Ama gerçekten en sonunda kim çıkacak kerevete Çok iyi bir hikâye anlatıcısı olan Çağan Irmak'ın büyüklere anlatılan, rehavetle değil ibretle okunan heyecanlı bir masal gibi kurguladığı Tepegöz'ün hırsı nereye varacak Artuçkule halkının akıbeti ne olacak Bakşi kadınlarının Ziya Köprüsü'nden doğacak mı yeni bir gün Göçerler dönecek mi küsüp gittikleri diyarlardan Hakikati fısıldadıkları için korkutan Islık Ağaçları'nın sonu mu gelecek Bu gibi birbirini izleyen sorularla ilmek ilmek dokunuyor Dede Korkut'tan el almış "Artuçkule'nin Tepegöz'ü".

10