Duygu Asena'nın "Kadının Adı Yok"unu ilk okuyuşumu bugün gibi hatırlarım. Benim ve benim gibi pek çok kadının bu olmayan 'ad' ve kadınlar üzerindeki toplum (aile ile el ele tabii) baskısını erken yaşta fark etmesini, kendine bu bilgiyle yol açmasını, en azından bunu denemesini sağlamıştır, Asena'nın bu kitabı ve sonrasında kaleme aldığı pek çok yazı, kitap, çıkardığı dergiler.
Benim hiç onunla çalışma fırsatım olmadı ama hayatın ilginç bir tesadüfüyle gazetecilikte yolu Duygu Asena ile şekillenmiş bir kadınla; Milliyet Sanat dergisinin yayın yönetmeni Filiz Aygündüz'le omuz omuza çalışıyorum uzun zamandır. Şimdi de elimde onun Doğan Kitap'tan çıkan dördüncü romanı "Nisa" var ve kapağını kapatırken bu kitabın da başka kız çocukları ve hayatını çıkışsız zanneden başka kadınlar üzerinde aynı etkiyi bırakacağın düşündüm. Zaten Filiz de romanı "Annesi ve babası tarafından sahip çıkılmayan kadınlara" adıyor. Ve bu dillerden düşmeyen "sahip çıkmak" ne demektir, onu da sorguluyor, aileden alınamayan teyidin yarattığı değersizlik duygusuyla beraber.
Önce kahramanımızın adından başlayalım, çünkü onun bir adı var; Hayrünnisa adı. "Kadının hayırlısı, uğurlusu" demekmiş. Ama okulda adını uzun bulan arkadaşları Nisa demişler. Yani daha çocuklukta adı kesilivermiş yarıdan. Zaten hayatı da biraz ortasından kesilmiş bir hayat. Sivas'tan gelmiş bir kapıcı ailesinin kızı, Nisa. 'Arkasında bir tabur asker varmış gibi' duran Gülaçtı Hanım'ın korumak adına açmasına izin vermediği iki 'gül'ünden biri. Ablası Fahrünnisa (kadının onuru, o da) babaanneye bakmak için köyde bırakılmış sonra da küçücük yaşta evlendirilmiş. Bir de en küçükleri Metin var ama o erkek, onu kanatlarını kırmak gerekmiyor, özgürce uçabilir.
Yasaklar içinde büyüyen Hayrünnisa kendi 'bela'sını kendi buluyor. İlkokul sıralarında tanıştığı ilk aşkı Sarp ile ailesi izin vermediği için kaçarak evleniyor ve biraz da baba evinden çıkmak için girdiği 'dünya evi'nde daha da acı dolu bir hapishanede buluyor kendini. Bir kere karşı geldiği ailesine geri dönme şansı da olmadığından kendini kandıra kandıra 'kırıp dizini' oturuyor. Deyişlerimize de bakar mısınız, 'kır dizin otur'. Bir de 'gelinlikle çıktığın eve kefenle dönersin' var ki o zaten kim bilir kaç kadının hayatının baharında sönmesine neden oluyor, kitapta da anlatıldığı gibi.
Neyse ki Nisa'nın küçükken kendisine Esther teyzesi tarafından armağan edilmiş bir sorusu var; her sıkıştığında kendisine onu soruyor: "Pek şimdi ben ne yapabilirim" Ve eninde sonunda bir ışık buluyor kendine, Mevlana'nın yine kitapta geçen sözü gibi "yaralarından sızan".

3