Hayat bazen tatlıdır

Asu Maro
Bugün
11

İstanbul Müzik Festivali'ni en çok durup dururken gidip içinde vakit geçirmeyeceğimiz – ya da geçiremeyeceğimiz – yerleri konser mekanına çevirerek izleyiciye burada müzik dinleme imkânı sunduğu için seviyorum. Örneğin İtalya İstanbul Başkonsolosluğu Bahçesi bunlardan en nefes kesici olanlarından biri. Beyoğlu'nun orta yerinde, Tomtom Mahallesi'nde böyle devasa bir bahçenin var olmaya devam etmesi bile başlı başına mutlu ediyor insanı. Bir de bu bahçede kurulmuş sahnede müthiş bir eneriyle çalan saksofoncu Stefano Di Battista ve ona eşlik eden müzisyenleri (başta defalarca iltifatlara boğduğu, sahnede 'absolut kulak' şovu yaptırdığı çok genç trompetçi Matteo Cutello olmak üzere piyanoda Andrea Rea, kontrbasta Daniele Sorrentino, davulda Luigi del Prete) dinlemek bir buçuk saatliğine de olsa 'Tatlı Hayat' yaşattı insana.

Konser, adını ("La Dolce Vita") Stefano Di Battista'nın İtalyan şarkı repertuvarını caz yorumuyla kaydettiği 2024 tarihli albümden alıyor. Albüm de İtalya'da II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan ekonomik büyüme, kültürel canlılık ve gösterişli hayat tarzını nitelemek için kullanılan 1960 tarihli Fellini filminden. O geceye de pek yakışan bir isim, dediğim gibi. Bizi her yandan çevreleyen bir ışıltı, ağaçlardan gelen ıhlamur ve bilumum çiçek kokusu, tepede ay ışığı... Bir sularında Anita Ekberg ve Marcello Mastroianni'nin yürüdüğü Trevi (Aşk) Çeşmesi eksik.

Stefano Di Battista usta olduğu kadar neşeli bir müzisyen. Şahane yorumların arasında sürekli eserle ya da bestecisiyle ilgili bir şeyler anlatıyor, şakalar yapıyor, elindeki kâğıttan Türkçe bir şeyler söylemeye çalışıyor. Hakikaten bu kadar istekle dilimizi konuşmaya çalışan bir konuk müzisyen görmemiştim. Seyirciyle kurmak için ısrar ettiği bağ etkileyici. Konserin tanıtım metninde "Stefano Di Battista'nın her parçaya bir miktar da sihir katan özgün yorumu" derken bahsedilen sihir biraz da bu olsa gerek. Sonunda sahneden indi, genç arkadaşı Matteo ile birlikte seyircilerin arasında dolaşarak çaldılar parçalardan birini.

Neler vardı repertuvarda... Bir kere Fellini filmlerinin bestecisi Nina Rota'lar tabii; "Amarcord" ve kaçınılmaz olarak "La Dolce Vita" ile. İtalya deyince akla gelen ilk melodi olan "Volare" (Domenico Modugno) elbette, "Amerikalı gibi davranıyorsun ama İtalyansın, boşuna uğraşma tamam mı Napolili" diyen "Tu vuo fa l'americano" (Renato Carosone), Pavarotti'nin söylediği Lucio Dalla bestesi "Caruso" bazıları... Sonra Ennio Morricone tabii... Geçen hafta 54. İstanbul Müzik Festivali'nde Borudan İstanbul Filarmoni Orkestrası'nın tamamen besteciye adanmış müthiş konseri sayesinde Ennio Morricone külliyatıyla kucaklaştık ama bu da bambaşka bir yorumdu. Zaten Stefano Di Battista besteci ile çalışma şansına sahip olmuş ve onun anısına yayınladığı "Morricone Stories" adlı bir de albümü var. O albümle de İstanbul Caz Festivali'ne konuk olmuştu.