Bence önce 'canavar' nasıl tanımlanıyor, ona bakalım: "Mitolojilerde, masallarda ve efsanelerde bahsedilen vahşi hayvan, olağanüstü, yırtıcı canlı." Tehlikeli, zarar veren, korkutucu, azman, acımasız, zalim ve bunun gibi pek çok kelime geçiyor tanımların içinde. Ne yalan söyleyeyim, bana her biri muhtelif durumlarda, örneğin bir yavru köpeği benzinle öldürürken 'insan'ın önüne rahatlıkla konulabilecek sıfatlar gibi geliyor. Kim, kime göre 'canavar' Sonuçta her koşulda 'canavar' 'öteki'dir'. Öte yandan 'canavar gibi' diyerek birine övgüde de bulunabiliriz.
Uskumruköy'de; her gittiğimde nefesimi açan, "neden daha sık burada bulunmuyorum" dedirten, 'doğayla şekillenen bağımsız sanat ve kültür alanı' Hara'da insanı bu konuda düşünceden düşünceye savuran bir sergi var: "Canavarların Vaatleri". Ezgi Hamzaçebi'nin "Türkçe Feminist Spekülatif Kurmacaya Musallat Olanlar" alt başlığı ve Metis Yayınları etiketiyle yayımlanan doktora tezi serginin çıkış noktası. Hamzaçebi, Suat Derviş'in "Buhran Gecesi"nden Nazlı Karabıyıkoğlu'nun "Kadın Kürkünde Rüya"sına uzanan yaklaşık 100 yıllık dönemdeki metinlere 'musallat olan' canavar ve hayaletlerin vaatlerine bakıyor, kimlerin, ne gibi özellikleri nedeniyle 'biz' kategorisinden dışlandığını sorguluyor. Yine Hamzaçebi'nin küratörlüğünü üstlendiği sergi de öyle.
Sergide A. Serkan Aka, Canavar, Hilal Polat, İrem Aydın, Seçil Epik, Lara Ögel, Ömer Tevfik Erten, Şafak Şule Kemancı, Yaşam Şaşmazer, Zeynep Kılınç'ın eserleri yer alıyor. Şafak Şule Kemancı'nın melek borazanı bitkisinden ilham alan devasa yerleştirmesiyle 'canavarların' biraz tekinsiz, çokça vaat dolu evrenine giriş yapıyorsunuz. Çok etkileyici, önünde uzun uzun durmak isteyeceğiniz eserler var sergide. A. Serkan Aka atılmış, bulunmuş, işlevini yitirmiş eşyaları yan yana getirip (pinpon topu ve gitar teli, serum askısı ve yüksük gibi) ses, hareket ve ışıkla buluşturarak ziyaretçiye şaşırtıcı bir deneyim sunuyor. Hurdalarla çalışmanın kendisine insan merkezli olmayan bir bakış açısı eklediğini düşünüyor ki bu size de sirayet ediyor işe bakarken.
Hilal Polat "El Alem ve Sülalem" adlı işinde "çocukluğundan beri peşini bırakmayan, birlikte yatıp kalktığı, ağlayıp güldüğü canavarlarını gizli, karanlık köşelerinden çıkarıp ortalığa salıyor". Ne kadar renkli canavarları varmış, hepsi havada süzülerek el sallıyor sergiyi gezene, kendi korkularını da hatırlatarak elbette. Lara Ögel'in ilhamını Cyrene nekropolündeki heykellerden alan tüller içindeki suratsız heykelleri, Ömer Tevfik Erten'in "Limen" ve "Musallat İmge" serilerinden üç fotoğrafı, Yaşam Şaşmazer'in kurumuş bir mor salkım kökünden yola çıkan "Udagan" yerleştirmesi ve daha keşfedilecek bir dizi 'canavar' Hara'nın katlarında izleyicilerini bekliyor bu ay sonuna dek.

4