Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri, başlangıç noktasına bağlı olarak farklılık gösterse de ortaklık anlaşmasından itibaren 60 yılı aşkın bir süredir inişli çıkışlı olarak devam etmektedir. Bu süreçte Türkiye AB'ye girmek için girişimlerde bulunmuş, AB ise genellikle Türkiye'nin birliğe kabul edilmemesi yönünde bir tavır takınmıştır.
Her ne kadar AB, süregelen süreçte Türkiye'nin kriterleri yerine getirmediğini ileri sürse de, Türkiye'nin bütün kriterleri tam olarak yerine getirmesi durumunda dahi, AB örgütünün kısmen, üye ülkelerden bir bölümünün de kararlı ve belirgin bir şekilde siyasi tercihler nedeniyle Türkiye'nin üyeliğe alınmasına karşı tutum içinde olduğu ve olmaya da devam edeceği anlaşılmıştır.
Ancak son birkaç yıldır yaşanan olaylara istinaden, AB'nin ve AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerinin, Türkiye'ye karşı ilgisinin arttığı gözlemlenmektedir. Bu durumun çıkar odaklı olduğu dikkatte alınmalı, hareket tarzlarımızın bu çerçevede oluşturulmasına özen gösterilmelidir.
Avrupa'nın Türkiye'ye ilgisi artıyor
Avrupa'nın Türkiye'ye karşı ilgisinin artması ve işbirliği yapma ihtiyacı duymasının başlıca nedeninin güvenlik kaygısından kaynaklandığı görülmektedir. Bu güvenlik kaygısına; Rusya-Ukrayna savaşının yarattığı tehdit algısının, bunun üstüne Trump'ın Avrupa'nın savunma maliyetini artık üstlenmek istemediğini, Avrupa'nın kendi savunma ihtiyacını sağlaması gerektiğini, bu kapsamda önce Almanya'dan, şimdi de İtalya'dan kuvvetlerini çekeceğini belirtmesinin ve Avrupa'nın kendi başının çaresine bakması gerektiğini söylemesinin sebep olduğu ortadadır. Bu durumun Avrupa'nın savunma maliyetlerini zorunlu olarak artmasını da beraberinde getireceği bilinmektedir.
Türkiye'yle işbirliği yapma ihtiyacında, ABD/İsrail-İran savaşında belirgin olarak ortaya çıkan enerji arz güvenliğinin etkisinin de büyük rol oynadığını söylemek gerekir.
Bu durumda işbirliğinin, özellikle Avrupa Güvenlik Mimarisi çerçevesinde şekilleneceği anlaşılmaktadır. Bu mimaride Türkiye'ye olan ihtiyacın kaçınılamaz hale geldiğinin görülmesi üzerine bu konudaki çalışmaların şimdi, Yunanistan, GKRY ve Fransa engellerini aşarak nasıl gerçekleştirilebileceğine odaklandığı söylenebilir.
Türkiye'ye karşı duruşlar
Türkiye'ye karşı yaklaşımlar sergileyenlerin başında AB Komisyonu Başkanı Leyen gelmektedir. Leyen, AB'nin genişlemesini desteklediğini ve Rus, Türk veya in etkisine girmeden bunun Avrupa Kıtasının tamamını kapsaması gerektiğini ifade etmiş, Avrupa'nın bugüne kadar Rusya'dan ucuz enerji, in'den ucuz işgücü, ABD'den de güvenlik desteği alma döneminin sona erdiğini, AB'nin kendi güvenliği ve ekonomik gücünü yeniden inşa etmesi gerektiğini sözlerine ilave ederek daha bağımsız olmaları gerektiğini belirtmiştir.
Leyen'in bu açıklamalarındaki, AB aday ülkesi konumunu muhafaza eden Türkiye hakkındaki ifadeleri, bazı ülkeler tarafından memnuniyetle karşılanmışsa da, AB tarafındaki birçok aktör tarafından Türkiye'yle yakın işbirliğinin gerekliliği de kabul edilmiş durumdadır.
AB içinde Türkiye'ye yönelik yaklaşım genellikle, Türkiye'nin sorunlu olduğu, zor bir müttefik olacağı, demokratik standartlardan gittikçe uzaklaştığı tanımlamaları üzerinden şekillenmektedir. Siyasi kriterler ve Avrupa değerleri konuları aşılamadığı için de Türkiye'ye karşı adaylık konusunda mesafeli davranılmaktadır.
Leyen'in bu düşüncesinden ayrı olarak Yunanistan, GKRY ve Fransa'nın engellemeleri de sorun yaratmaktadır.
Fransa, Yunanistan ve GKRY, Türkiye'nin Avrupa Güvenlik Mimarisi içinde yer almasına karşı olduğu için AB tarafından oluşturulan 150 milyar euroluk Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) programına katılmasını veto etmişlerdir.
AB'nin, NATO'nun ortak savunma ilkesi 5.madesine benzer maddesi olan ve 2009'da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması'ndaki 42.7 "karşılıklı savunma maddesine" işlerlik kazanması üzerinde çalıştığı ve özellikle bunun GKRY'de yapılan AB Devlet veya Hükümet Başkanları Gayrıresmi Toplantısında üzerinde durulduğu bilinmektedir. Toplantıda GKRY'nin bu maddeye ilişkin özel çabası dikkat çekmiştir.
Bu maddenin ön plana çıkmasında Trump'ın NATO'ya yönelik tutumunun etkili olduğu, İran'daki savaş sırasında Kıbrıs'taki İngiliz üslerine saldırı girişimi ve Grönland konusundaki gelişmelerin de bu ivmeyi tetiklediği düşünülmektedir.
Ancak Yunanistan ve GKRY'nin bu maddeyi Türkiye aleyhine kullanmaya yöneldiği görülmektedir. Yunanistan'ın tarih boyunca canlı tuttuğu Türk ve Türkiye düşmanlığından beslendiği, bunun da hiçbir zaman da sonlanmayacağı açıktır. GKRY'de aynı paraleldedir. Üstelik GKRY'nin, AB üyesi olma sıfatı ve avantajını kullanarak NATO'ya girme çabasında olduğu da bilinmelidir.
GKRY'nin ısrarıyla Bürüksel NATO karargahında, "karşılıklı savunma" maddesi için bir simülasyon tatbikat yapılacağı ve senaryolar içinde, GKRY'nin saldırıya uğraması halindeki (Türkiye/KKTC) reaksiyonların da yer alacağı bildirilmiştir.
Fransa'nın da Yunanistan'la Savunma işbirliği anlaşması çerçevesinde ona destek çıktığı, onun saldırıya uğraması halinde yardımına koşacağını açıklamasının ve Macron'un, Miçotakis ile birlikte GKRY ziyaretinde GKRY'ye verdiği desteğin, bu üçlünün birlikte hareket edeceği mesajı olduğu üzerinde durulmalıdır.
Fransa, GKRY ile Garantörlük anlaşmasına aykırı olmasına rağmen, Haziran 2026'da imzalayacağı savunma anlaşmasıyla adaya daimî asker yerleştirerek Doğu Akdeniz'deki askeri varlığını kalıcı hale getirecektir.
Yunanistan, GKRY, İsrail arasında yükselen işbirliği de, GKRY üzerinden Fransa'yla da birleşerek, Doğu Akdeniz'de bir ittifak oluşturmaktadır.

5