Terörün gündem oluşturmadığı bir dönemde ortaya atılan ve bir müddet sonra yönetim tarafından "Terörsüz Türkiye" adı verilen süreç, bir buçuk yıldır devam etmektedir.
Başlangıçta yapılan açıklamalardan, hiçbir pazarlık ve beklenti olmadan teröristlerin silahlarını bırakması, terör örgütünün, bağlantıları dahil, bütün unsurlarıyla lağvedilmesi, çatışmasız ve huzurlu bir ortam oluşturulmasına imkân yaratılması şeklinde algılanan bu sürecin söylendiği gibi gelişmediği, bölücüler tarafından farklı bir şekilde kullanılmak istendiği yaşanan olaylardan ve beyanlardan anlaşılmaktadır.
Terörist başının, halen dağda olan teröristlerin, bölücü siyaset yapan siyasetçilerin, bu konuyu medya vasıtasıyla dillendiren konuşmacıların ve dış ülke temsilcilerinin beyanları, sürecin, bölücülerin taleplerine ilişkin bir pazarlık sürecine dönüşme tehlikesi yaratabileceğini göstermektedir. Sürecin sadece bölücüler tarafından değil, dönüşüm beklentisinde olan mihraklarca da fırsat olarak görüldüğü söylenebilir.
Beklentiler oldukça farklı
"Terörsüz Türkiye" konusunun ortaya atılırken, yönetimin hiçbir beklenti olmaksızın örgütün feshi ve silah bırakmasını ön planda tutmasına karşılık, bu konuda muhatap alınan terörist başı ve bölücü parti liderleriyle dağdaki sözde liderlerin söylemlerinin ve taleplerinin farklı olduğu müşahede edilmiştir.
-Terörist başı ifadelerinde ve mesajlarında; önlerindeki dönemin Kürt toplumu açısından yeni bir kuruluş dönemi olduğuna, Kürtlerin inkâr, imha ve baskı politikalarına maruz kalması nedeniyle dönüşümün gerçekleşemediğine, Kürt gerçeğinin siyaset, ekonomi, eğitim, sağlık ve kültürel alanlarda kendi iradesini ortaya koyabilmesi gerektiğine, bunun da güçlü bir siyasal ve toplumsal kurumlaşmayla, demokratik toplum ve bilinçli bir süreçle mümkün olabileceğine işaret etmektedir.
-Bölücü siyaset yapan siyasi liderler de söylemlerinde ve mesajlarında Kürtlerin; Türkiye'de Kürt kimliğinin tanınması, ana dilinde eğitim, anayasal güvence, yerel demokrasi, eşit yurttaşlık ve yönetime ortak olma istediklerini belirtmekte, cezaevindekilerin özgür olmasını, dağdakilerin demokratik siyasete katılabilmelerini, sürgündekilerin evlerine dönebilmelerini, terörist başının da statüsü ve çalışma koşullarının yasal düzenleme ile teminat altına alınmasını ve halkıyla buluşmasının önünün açılmasını, yapılacak yasal düzenlemenin de herkesi kapsamasını, soruşturma, kovuşturma, kırmızı bültenle arananlar dahil, herkesin tek bir yasadan yararlanmasını talep etmektedir.
-Dağdaki terör örgütü sözde yöneticisi ise, sürecin geleceği tehlikede olduğunu söylemiş ve bu nedenle sürecin dondurulduğunu açıklamış, yönetimin önce silahların bırakılması, sonra yasal düzenleme yapılması yaklaşımını da eleştirmiştir. Ayrıca, yasal bir güvence olmadan bu zeminde silah bırakmalarının akıl dışı olduğunu belirtmiştir.
- Diğer taraftan Barrack da; Türkiye ile PKK terör örgütü arasındaki barış sürecine hayran kaldığını, gelinen sürecin Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsadığını, herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı olduğunu, zaman içinde kendi devletlerini kuramamış olmalarının üzüntü verdiğini, artık bulundukları ülkelerde entegrasyonla hak ettikleri refaha ulaşabileceklerini söyleyerek, adeta 'büyük Kürdistan'ın tablosunu çizmiştir.
Silahlar henüz bırakılmadı
Görüldüğü üzere bölücülerin ve dış destekçilerinin beklentileri, yönetimin ortaya koyduğu ve izaha çalıştığı hususlardan farklıdır. TBMM'deki komisyon çalışmalarındaki ifadelerden, bölücülerin nasıl bir beklenti içinde olduklarının da anlaşılmış olması gerekir. Hazırlanan komisyon raporunun, silah bırakma, örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve teröristlerin akıbeti için yapılacak düzenlemeler dışında bazı muğlak ifadeleri de içermesinin, bölücüleri heveslendirdiği dikkate alınmalıdır.
-Terör örgütünün silahlarını bırakmadığı, dağdaki sözde liderleri tarafından açıklanmış ve bu durum yönetimdeki yetkililer tarafından da teyit edilmiştir. Bölücülerin, taleplerinin yeteri kadar karşılanmaması halinde silahı, ellerinde bir opsiyon olarak tutmak istediklerini söylemek mümkündür.
Ancak yönetimin, terör örgütünün bütün unsurları ve bağlantılarıyla önce fesih işleminin tamamlanması ve silahların bırakılması, bunun denetime açık ve şeffaf olması, yetkili merciler tarafından onaylanması hususlarında ısrarlı olduğu, bu nedenle de yasal düzenlemede acele davranmadığı anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere terör örgütü, sözde Kürt kökenlileri temsil ettiğini öne sürerek, terörle önce ülkeyi ve milleti parçalayıp bir bölümünü koparmak istemiş, başaramayınca federasyon/özerklikle yetinmeye çalışmış, onu da yapamayınca siyasetle bölmek, o da olmazsa ülkeye ve yönetime imtiyazlı bir ortak olup, önce özerkliğin, sonra da koparmanın hesaplarını yapmıştır. Bu konuda dışarıdan destek aldığı da bilinmekte olup,

5