Üç buçuk yıldır devam eden Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmek için ABD Başkanı Trump'ın yaptığı girişimler sonucunda savaşın sona erebileceğine ilişkin emareler olmakla birlikte, savaşın ABD/Batı ile Rusya arasındaki güvenlik sorunundan kaynaklandığını ve bu savaşta Ukrayna'nın kullanıldığını ve bundan da büyük zarar gördüğünü dikkate almak gerekir.
Savaşta her iki taraf da birçok insanın yanında, maddi ve manevi kayıplar vermiş, ABD ve Batı, Rusya'ya karşı savaşabilmesi için Ukrayna'ya para, silah, araç/gereç, uçak, istihbarat, uydu, elektronik ve siber olmak üzere olağan üstü destekte bulunmuş, ancak özellikle bunun bir dünya savaşına dönüşmemesi için fiilen savaşın içinde olmamıştır.
Savaş sebebinin görüşmelere ve anlaşmaya etkisi
Savaş, Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısıyla başlamış olup, halen devam etmektedir. Savaşın sonlandırmak için önce tarafların ateşkes yapması düşünülmüşse de gerek Trump-Putin görüşmesinde, gerekse Trump-Zelensky-Avrupa Liderleri, NATO Genel Sekreteri çoklu görüşmesinde, önce bunun bir mütareke ve ölümleri durdurma, daha sonra da anlaşmayla sonuçlanmasının daha geçerli olacağı kanaatine varılmıştır.
Bundan sonraki görüşmenin Trump ve Putin'inle birlikte Zelensky'nin de katılması suretiyle üçlü olması üzerinde mutabakat sağlanmış olup, görüşmede ele alınacak konular ve anlaşma şartlarına ilişkin diplomatik temaslar sürdürülmektedir.
Ancak müzakerenin yeri için henüz bir mutabakat sağlanamamış olup, Zelensky, Türkiye, İsviçre veya Avusturya ülkelerinden birini kabul edebileceğini açıklamıştır.
Bu savaşı sona erdirebilmenin anahtarı, savaşa sebep olan yaklaşımlara son verilmesi, aynı yere dönülmemesi için gerekli tedbirlerin alınması, bunu gerçekleştirirken tarafların prestijlerinin de zedelenmemesine dikkat edilmesidir. Bu konuda tarafları tatmin etmenin, anlaşmayı sağlayacak liderlerin de ülkelerinin çıkarlarını kendi kamuoyu, hatta uluslararası kamuoyu nezdinde gözettikleri kanaatini oluşturmanın zorluğu bilinmektedir.
Rusya'nın Ukrayna'ya saldırmasıyla başlayan savaşın asıl sebebi; ABD'nin, daha sonra da NATO'nun stratejisi olan; Rusya'nın Avrupa yönünden ve Karadeniz'den sıkıştırılıp, Pasifik bölgesinden ve Asya'nın güney doğusundan da Çin'le birlikte çevrelenerek kıskaç altına alınarak etkisizleştirilmesi şeklinde ortaya çıkmıştır.
Bu stratejinin gereği olarak, Soğuk Savaş sonrası başlayan, NATO'nun doğuya doğru genişlemesine hız verilmiş, ayrıca Karadeniz'den sıkıştırmak için de girişimlerde bulunulmuştur. Ancak bu sıkıştırılma, Rusya'nın güvenlik endişesini gittikçe arttırmış, Ukrayna'nın NATO'ya girme ihtimalinin güçlenmesi de Rusya açısından bardağı taşıran son damla olmuş ve bu sıkışmışlığı durdurmak için Ukrayna'ya saldırmıştır.
Üç buçuk yıldır devam eden bu savaşın sona erdirilmesi için Trump'ın yaptığı girişim, bir süre sonuçsuz kalmakla birlikte son zamanlarda müzakere edilebilir bir mecraya girmiş görünmektedir.
Alaska "İkili" ve Beyaz Saray "Çoklu" görüşme sonuçları
Alaska'da yapılan Trump-Putin zirvesinde, Trump'ın diplomatik manevra alanını daraltmadan Putin'le sıcak bir görüntü vermeye çalıştığı, Putin'in ise herhangi bir taviz vermeden uluslararası meşruiyetini pekiştirdiği görülmüştür.
Beyaz Saray'da yapılan görüşmelerde ise özellikle Zelensky'nin talebi olan güvenlik garantileri konusu görüşülmüş, ABD ve diğer Avrupa ülkeleri de Ukrayna'ya, güvenlik garantilerini kapsayacak şekilde NATO anlaşması 5. maddesine benzer bir madde sunabilecekleri konusunda bir anlaşmaya varmışlardır.
Putin'in Ukrayna'nın NATO üyesi olamayacağı talebi Ukrayna'ya iletilmiş, Ukrayna'nın da bunu kabul edebileceği varsayılmaktadır. Garantiler konusunun da Putin'e iletildiği ve bunun olası Barış Anlaşması'na dahil edilmesinin Putin tarafından kabul gördüğü söylenmiştir. Bu durumun barışa giden yolda önemli bir gelişme olduğu kaydedilmiştir.
ABD, Rusya, Avrupa ülkeleri, NATO Genel Sekreteri ve Zelensky'nin katıldığı görüşmeye Türkiye davet edilmemiş, ancak toplantıdan sonra NATO Genel Sekreteri Türkiye Cumhurbaşkanı'nı arayarak toplantı hakkında bilgi vermiş ve Türkiye'nin öncesinde olduğu gibi, barışa giden süreçte önemli katkılarının olacağını belirtmiştir.
Bu görüşmelerde toprak konusunun, esas itibariyle Trump-Putin-Zelensky'nin katılacağı zirvede görüşülmesi ağırlık kazanmıştır. Ancak bu çoklu görüşmede yine de bazı olasılıklar dillendirilmiştir. Bugünlerde yeni zirve yapılmadan önce taraflar taleplerini açıklamakta, tepkileri ölçmekte, taviz verip veremeyeceklerini değerlendirerek zirvede takınacakları tutumu tespit etmeye çalışmaktadır.