Yunan-Rum ikilisi, tarih boyunca Türkiye ve Türklük aleyhindeki tutumunu değiştirmemiş olup, bundan sonrada değiştirmesi de beklenmemelidir. Sebebi Türklere karşı olan ezeli husumetinden ve Türk düşmanlığından beslenmeleridir.
Sadece ATATÜRK döneminde, korkunun ve Ulu Önderin dahiyane diplomasisinin etkisiyle ilişkilerde bir yumuşama kaydedilmiş, bunun dışındaki tüm dönemlerde gerginlik hâkim olmuştur. Bu ikili, Türkiye'yle sorunu olan ülke ve örgütlerle, "Düşmanımın düşmanı dostumdur" anlayışıyla hareket ederek bunu fırsata çevirmeyi prensip haline getirmiştir.
Yunanistan'la gerginliği sonlandırmak veya en azından azaltmak için başlatılan karşılıklı ziyaretler ve görüşmeler, sonuç alınamayacağı bilinmesine rağmen, devam ettirilmektedir. Görüşmelerde sadece güven arttırıcı önlemlere değinilmekte, onlarda dahi ortaya konan önlemlerin, Türkiye'den talep edilen tavizlerden başka bir şey olmadığı görülmektedir.
Görüşmelerde esas konulara girilmesi mümkün değildir. Bu konulara girilmesi halinde Yunanistan'ın haksız ve hukuksuz talepleriyle karşılaşılacağı veya fiilen yaptığı hukuk dışı girişimleri tescil ettirmeye çalışacağı bilinmektedir. Aslında sorun olarak nitelendirilen konuların, Yunanistan'ın emrivakilerle uyguladığı ve ısrar ettiği hukuk dışı hususlar olduğu göz önünde tutulmalıdır.
Bu gerçekler göz önünde tutularak, Yunan-Rum ikilisinin üzerlerindeki baskıyı hafifletecek ve onları cesaretlendirebilecek ortam yaratmamaya dikkat edilmelidir.
TBMM'nin "casus belli" kararı
Yunanistan'ın Adalar Denizi'ndeki karasularını genişletmek için fırsat kolladığı bilinen bir gerçektir. Bunun egemenlik hakkı olduğunu, Adalar Denizi'nin özelliğini/statüsünü hiçe sayarak böyle bir kararı tek başına alabileceğini iddia etmektedir. Bunu yapabileceğini göstermek için Yunanistan parlamentosu, ülkenin batısında kalan İyonya denizindeki kara sularının 6 milden 12 mile uzatılmasını kabul ederek, yasa haline getirmiştir. Bu yasayla, Korfu adasından, Mora yarımadasının batısına kadar olan karasularını 12 mile uzatmıştır.
Başbakan Miçotakis, Yunanistan'ın, karasularını 12 mile uzatma hakkının 1982 Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi'nden kaynaklandığını ve Girit adasının güneyinden doğusuna kadar deniz bölgelerindeki kara sularını da 12 mile uzatma hakkını zamanı geldiğinde ve gerek gördüklerinde kullanabileceklerini açıklamıştır.
Yunanistan'ın, İyonya Denizi'ndeki gibi, Girit güneyinde de böyle bir girişimde bulunduğunda, Türkiye'nin davranışını izleyerek, diğer bir değimle aklınca test ederek, Adalar Denizi'ndeki kara sularını genişletmeyi düşüneceği anlaşılmaktadır.
Yunanistan'ın bugüne kadar böyle bir girişimde bulunamamış olması, Türkiye'nin bu konuda gösterdiği kararlı tutumu ve güç mukayesesinde buna cesaret edememesidir. Bu kararlı tutumun en etkili olanı da TBMM'nin aldığı karardır.
TBMM, Adalar Denizi'ndeki karasularına ilişkin "casus belli" (savaş sebebi) kararını/deklarasyonunu 8 Haziran 1995 tarihindeki 121. birleşimde oy birliğiyle kabul etmiştir. Bu bildiriyle, Yunanistan'ın Ege Denizi'ndeki karasularını 6 deniz milinin üzerine tek taraflı olarak genişletme girişiminin, Türkiye tarafından savaş sebebi sayılacağı ilan edilmiş ve hükümete gerekli her türlü tedbiri alma yetkisi verilmiştir.
Bu deklarasyon, Yunanistan'ın Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'ni kabul ettiği dönemde, bu konudaki niyetini dizginlemek için, yine bu sözleşmeye dayanarak yaptığı bir bildiri olup, bugüne kadar en çok çekindiği konudur ve süreli değildir.
Tabii ki bu bir kanun değil, deklarasyondur. Geçerliliğini korumakta ve halen etkisinin devam ettiği de görülmektedir. Bu nedenle Yunanistan'ın cesaretlenerek fırsat arayışına girmesine imkân verilmemelidir.
"Mavi Vatan" doktrini
Türkiye Cumhuriyeti'nin Karadeniz, Akdeniz ve Adalar Denizi'nde ilan ettiği/ edeceği deniz yetki alanlarını (karasuları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge) kapsamaktadır.
"Mavi Vatan" doktrini Türkiye'nin deniz alanlarını, yalnızca coğrafi değil, milli güvenlik, ekonomi ve enerji politikalarının bir uzantısı olarak ele alan stratejik bir yaklaşımdır.
Libya'da olduğu gibi, deniz yetki alanlarına ilişkin uluslararası hukuk çerçevesindeki hak ve menfaatlerimizin tayini ve korunması çalışmalarına ve ülkelerle olan görüşmelere, müzakerelere ve anlaşmalar yapılmasına devam edilmektedir.
Bu çalışmalar devam ederken, diğer taratan da Mavi Vatan doktrini kapsamındaki çalışmalarla; Karadeniz ve Akdeniz'de uygulanan 12 deniz mili yaklaşımının iç hukukta açık biçimde belirtilmesi, Adalar Denizi'ndeki 6 deniz mili statükosunun korunması, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge tanımlarının netleştirilmesi ve deniz yetki alanlarındaki faaliyetlerin düzenlenmesi öngörülmekte,

1