TAKKE VE KİPA

TAKKE VE KİPA

Ali Sandıkçıoğlu

TAKKE: Müslüman erkeklerin özellikle namaz kılarken başlarına taktıkları, genellikle beyaz veya çeşitli renklerde, kumaştan yapılan küçük, yuvarlak ve başın üst kısmını örten başlıktır. Genellikle secde sırasında saçları tutmak ve namazda başın kapalı olması sünnetini (edep) yerine getirmek amacıyla kullanılır.

KİPA (veya kippah, yarmulke): İnançlı Yahudi erkeklerin Tanrı'ya saygı ve boyun eğme nişanesi olarak başlarına taktıkları küçük, yuvarlak ve siperi olmayan geleneksel bir takkedir. Özellikle Ortodoks Yahudiler tarafından gün boyu takılırken, diğerleri sadece ibadet (sinagog) veya dini törenler sırasında takmayı tercih edebilir.

HÜRRİYET: Hürriyet, en genel tanımıylaözgürlük, bağımsızlık, serbestlikve hiçbir baskı altında olmama durumudemektir. Bireyin kendi iradesiyle karar verebilmesi, köle veya esir olmaması, haklarını kullanabilmesi anlamına gelir. Eş anlamlılarıözgürlük, serbesti, bağımsızlık, serbestlikkelimeleridir.

DİN VE VİCDAN HURRİYETİ:Din ve vicdan özgürlüğü,bireylerin herhangi bir baskı veya ayrımcılığa maruz kalmadan istedikleri dine inanma, inanmama, inanç değiştirme veya dini inançlarının gereklerini (ibadet, eğitim, yayma) bireysel ya da toplu olarak özgürce yerine getirme hakkıdır. Bu temel insan hakkı, devletin inançlar konusunda tarafsızlığını ve müdahale etmemesini garanti eder.

MÜRTECİ: (Rücu'dan) Geri dönen, geri dönmek isteyen. İrticaa giden. Her cihetle en yüksek saadet ve selâmete sevk eden İslâmiyet'e muhalefetle İslâm'dan önceki cahiliyet ve ahlâksızlığa dönmek isteyenlerin vasfı. İslâmiyet'e muhalif olanların; hakikat İslâmiyet ve iman fedakârlarına, İslâmiyet'in Asr-ı Saadetteki hâlisiyyetine dönmek isteyenlere taktıkları isim (Yeni Lügat Türkçe Sözlük).

GERİCİ:"Toplumsal yaşamda çağdaş değerlere karşı çıkan, her yönüyle eskiyi özleyen, eski düzene dönülmesini isteyen bunu sağlamaya çalışan kimse"; yobazise "herhangi bir görüşte, düşüncede ya da dinde aşırı bir görüşe ve anlayışa bağlı olmak" olarak tanımlanmaktadır.

Günümüz Türkiye'sinde daha çok yukarıda görüldüğü tarife uymakla birlikte özellikle İslam düşmanı sapkın, gerici ve yobazlar"dinin emir ve yasaklarına uyan dinine bağlı insanlar"için kullanmaktadırlar.

Maalesef, gerici ve yobazlar ileri hatta ilerinin ilerisini görebilen insanları gericilikle itham ediyor ya ona yanarım!

İşte böyle tezat ve rezalet bir durumla karşı karşıyayız!

Bu duruma hemen hemen her gün yazılı ve görsel medyada sık sık rastlıyoruz. Bu yazıyı da bu nedenle yazıyorum ki kim gerici kim yobaz görülsün! (Alıntı Ali Dutal)

AYDIN: Türk Dil Kurumu'nun açıklamasına bakalım. Aydın kelimesinin sözlük anlamı:

1. Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver

2. Işık alan, ışıklı, aydınlık.

AYDIN: kavramının Osmanlı dönemindeki karşılığı MÜNEVVER'dir. Köken olarak münevver ya da AYDIN Akıl ve bilim girdilerini öğrenip çağının düşünce değişikliği ile donanmış kişi demektir. Osmanlı Toplumundaki "münevver" kavramı, Âlim karşılığında çok, Batıdaki entelektüel, aydın kavramının karşılığına denk gelir.

MÜNEVVER:"Bilindiği gibi münevver lafzı Arapça bir sıfattır; Nur'dan gelir. Parlatılmış, aydınlatılmış, ışıklı manalarındadır. Münevver de aydınlanmış, karanlıktan kurtulmuş insan...".Münevver kelimesinin Arapça kökenli olduğunu ve bugünkü Türkçe karşılık olarak aydın anlamına geldiğini söyleyebiliriz. Bugün toplumumuzda ''aydın'' denilince sol görüşlü, inançsız kişilerin algılanıyor olmasına tepki, kendine aydın denmesine mani olunarak değil, tam tersine gerçek aydın tarifine uygun yaşanarak gösterilebilir ve gösterilmelidir. Bugünkü şartlarda ülkemizin handikabı ise bütün aydınlarının Müslüman olmasının imkânsızlığı kadar –aslında öyle olması gerektiği halde- bütün Müslümanlarının aydın olmasının da imkansızlığıdır." (Mehmed Said Çekmegil).

Sözde aydınlar, sanatçılar, insan hakları savunucuları (!), mesleki kuruluşların yöneticileri, sendikacılar neden Gazze'de yapılan kadın, çocuk, yaşlıların katliamı için sesleriniz çıkmadı, çıkmıyor

Neden İran'da okulda derste iken vurulan yüzlerce kız çocuğu için bir tenkit dahi yapamadınız

Böyle bir okul herhangi batılı bir ülkede vurulsa ve orada öldürülenler Hristiyan veya Musevi olsa yine böyle dilinizi yutmuş bir vaziyette mi dururdunuz

Sizler nasıl aydın ve nasıl münevverlersiniz...

CAHİL KİŞİ: Bilmeyen, iş bilmez, bilgisiz, tecrübesiz anlamlarına gelen ve halk arasında yol-yordam, ilim-irfandan haberdar olmayan kimse. Cahilin içinde bulunduğu hâle de cehalet denir. Ayrıca cehalet, ilmin karşısında olmak, bilmemek manasını taşır.

İlim; bilmek, her şeyin en iyisi, en hayırlısı olduğu gibi; cehalet de onun zıddı, her şeyin en fenasıdır. İlim sahibi faziletli, yüce kişi sayılırken; cahil insanlar da bilgiye karşı daima aşağılanan kişiler olarak bilinirler. Cahil kişiler faziletli, doğru ve ilmi kendine önder seçmiş, akıllı kişilerden kaçarlar. Çünkü, kendini olduğundan büyük görme hastalığına tutulan cahiller, tevazû sahibi bilginlerden hiçbir şey anlayamazlar.

Cahil, her şeyin dış yüzünü görür, kabukta kalır. Her şeyi bildiğini sanır, boş iddialarda bulunur. Ancak görünenin arkasında bir de hissedilenin var olduğunu bilemez. Cahilin tedbiri, düşüncesi köksüz ve çürüktür. (Sorularla İslamiyet)

Yukarıda bazı kelimelerin alıntılar yaparak kısaca ne manaya geldiklerini ifade etmeye çalıştım.

Bizim de karanlıkta kalmış, cehalet içinde yüzen sözde aydınlarımız, münevverlerimiz vardır.

Onlara göre bir Hristiyan, bir Siyonist, bir Avrupalı veya bizden bir İslam düşmanı ağlama duvarına gidenler kipa giyenlerse hem aydın hem demokrat hem ilerici ve medeni bir insan olurlar (!). Bizdeki bir bürokrat, bir genel müdür, bir üst düzey görevli veya cumhurbaşkanı cebindeki takkesiyle Cuma namazına, bayram namazına giderse demokrasi düşmanı, gerici, mürtecidir. Laiklik karşıtı cahildir (!). Ancak bir batılı devlet adamı kiliseye giderse o çok çok demokrat, imrenilecek, alkış tutulacak bir insandır. Bizdeki sahte aydınlar onları ballandıra ballandıra anlatırlar, beyinler yıkamaya çalışırlar.