Önemli olan akıbettir…

Önemli olan akıbettir...

ALİ SANDIKÇIOĞLU

Çoğu kere biz insanlar araştırmadan, incelemeden, çabuk hüküm verir ve insanları hemen mahküm ederiz.

Şayet kişinin yaptığı işler bizim hoşumuza giderse, çıkarımıza uygun düşerse bize göre o insan iyi insandır.

Yok kişinin yaptığı işler bizim çıkarımıza uygun olmaz, hoşumuza gitmezse o kişinin yaptığı gerçek manada, iyi, güzel olsa da bize göre o kötüdür der kötülemeye başlarız.

Esaslı manada bir araştırma yapmayız. Kişiye hiçbir tolerans tanımayız. Acilen kararımızı verir, kişinin iyi veya kötü bir insan olduğuna karar veririz.

Oysa kitabımız Kur'an-ı Kerim'de HZ. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: "Size bir haber geldi mi araştırın." Her duyduğumuza inanamamak, biraz olsun araştırmak lazımdır.

Bizim hayır gibi gördüğümüzde şer, şer gibi gördüğümüzde de hayır olabilir.

Rabbimiz bu hususu kelamı kadiminde şöyle ifade etmektedir: "Ey müminler! hoşunuza gitmediği halde savaş size farz kılındı. Ama olur ki, bir şey hoşunuza gitmediği halde sizin için daha hayırlıdır. Ve olur ki, bir şey sevdiğiniz halde sizin için şer olur. Allah bilir. Siz bilmezsiniz." (Bakara 216)

Önemli olan eskilerimizin deyimi ile hatimedir. Sondur, Sonuçtur. Atalarımız; "Hüsnü hatime derlerdi."

Dini kitaplarımızdan öğrendiğimize göre hayatta iken kendini en kamil mümin, veli hatta mürşid gibi gösteren, böylece nice insanı aldatan bazı insanların akıbetleri daima hüsran olmuştur.

Allah korusun. Allah'u alem birçokları bu alemden öbür aleme elleri boş olarak gitmişlerdir.

Nice kötü gibi tanınanlar da son nefeslerinde imanlarını kurtararak Cenab-ı Hakk'ın rahmetine kavuşarak öbür aleme imanları ile göç edebilmişlerdir.

Burada kısaca olarak tarihi bir olaya yer vermek isterim. Evliya Çelebi Bergamalı nalıncı MEMİ dededen şöyle bahis eder: Sultan 3. Murat bir gece bir rüya görür ve O rüyanın tesirinde kalır. O gecenin sabahı sultan Murad'ın tuhaf hali Siyavuş paşanın dikkatinden kaçmaz. Ve padişaha sultanım bir durumu var

Diye sorar. Padişah: Akşam garip bir rüya gördüm. Vezir; Hayırdır inşallah efendim. Sultan; Hayır mı, şer mi öğreneceğiz Vezir: Nasıl yani! Padışah: Hazırlan dışarı çıkıyoruz. Padişah ve veziri tebdili kıyafetle molla kılığına girerler ve saraydan dışarı çıkarlar.

Zeyrek'ten geçip Unkapanı'na iner bir yerde dururlar.

Padişah etrafı bir süzer, sağa sola bakar ve yerde yatan bir insan cesedi görür. Padişah oradakilere sorar: Bu yerde yatan ölü ceset kimdir Ahali vezire ve padışaha; Aman hocam hiç bulaşma ayyaşın, sefilin biridir. Padişah oradaki insanlara; Nereden böyle olduğunu biliyorsunuz Ahali; Müsaade et de bilelim kırk yıllık komşumuzdur. Dediler. Esasında iyi bir nalıncı ustasıdır amma, ancak kazandıklarını içkiye, fuhuşa harcar.

Akşamları, şişe şişe içkileri fahişe kadınları evine getirir, kazandığı paraları onlara harcardı. Bize inanmazsanız komşularına sorabilirsiniz. Vezir halkın ceset hakkındaki, bu söylenenleri dinledikten sonra padişaha, bu adamdan uzak durmasını söyler ve padişahtan geriye dönmelerini tavsiye eder.

Sultan vezire neden dönmemizi istiyorsun deyince, vezir; Bu adamdan uzak durmak istersiniz diye düşündüm.

Çok çok tehlikeli ve ayyaşın birisi olduğunu anlatıyor komşuları.

Padişah: Hayır! olmaz öyle şey! Millet bu, çeker, gider kimseye bir şey diyemem. Amma biz gidemeyiz. Rüyanın bir hikmeti olmalı. Vezir, Saraydan birkaç hoca çağırtalım bu cenazeyi kaldırsınlar. Padişah: Hayır olmaz, rüyadaki hikmeti çözmedik daha. Vezir ne yapmamı emir buyurursunuz Padişah: Mollalığa devam edeceğiz. Cenazeyi biz kaldıracağız. Vezir, Aman efendim biz bu cenazeyi nasıl kaldıralım Padişah; Basbayağı kaldıracağız işte. Vezir ; Yapmayın efendim bunun yıkanması, paklanması, kefenlenmesi işleri var. Biz bunları nasıl yapacağız Padişah; Merak etme ben hepsini yaparım. Vezir padişaha şurada bir mahalle camisi var bilmem ki orada olur mu Padişah, Hayır Fatih Camiinden kaldıracağız. Cenaze usulune uygun yıkanır, kefenlenir. Cenaze yıkanıp , kefene sarıldıktan sonra nurlanır ve güzelleşir.