Mutluluğa ilk adım - Mutlu bir evlilik için-3

Klasik bir düğün merasimi tablosu:

Önce kocaman "evet"ler, ardından, ayağa basmalar. "Yaşa, var ol" tezahüratları ve şaka şamata arasında "imza"lar...

İmzalar!..

Bu imzalar ahittir, akittir, mukâveledir; hayatî önem taşıyan bir sözleşmedir. İnsan hayatının tamamını bağlayan bir "söz" veriştir "evet"ler, imzalar.

Örfte de böyle, hukukta da böyle, dinde de böyle.

Hazır bulunan davetliler ve masadakilerden başka, Allah da şahit buna.

Medenî bir sözleşme olan nikâh, asıl manasıyla evlilik, İslâm dinince emirdir.

"Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimi uygulamayan benden değildir" buyuran Peygamber Efendimiz (asm); "Evleniniz, ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim"4 buyurmuş ve evlilik kurumunu, bilhassa teşvik etmiştir.

Resmî evlenme töreni olan nikâhlar, nikâh salonlarında da olmakla birlikte; düğünün yapıldığı mahalde, düğünle birlikte yapıldığı da oluyor.

Duruma göre, nikâh akdini yapmak üzere lütfedip gelmişlerse şayet belediye başkanı; değilse, onu temsil eden nikâh memuru alır mikrofonu eline:

"Şu an, ikinizi karı koca ilân ediyorum" diyerek davetlilerin, insî, cinnî bütün mahlukatın ve Yaratanın huzurunda ilânatta bulunduktan sonra:

"Sevinçte, kıvançta, tasada; iyi günde, kötü günde; hastalıkta, sağlıkta hayatınızı paylaşacaksınız. Savaşta, barışta; karada, denizde havada, vesaire, vesaire..." Devam eder, gider, öğütler.

Salonda alkışlar, ayyuka çıkar; tezahürat tufanı kopar bir anda.

Şayet var ise, günün konusu, günün konuşmacısı tarafından irat edilir:

"Davul bile dengi dengine" gibi deyimlerle bezenen konuşma bitince, davul sesi sarar salonun dört bir yanını:

"Güm te-kâ, güm, güm..."

algılar çılgılar, ilâhiler, kasideler, marşlar; deyişler, söyleyişler devam eder bir süre...

Düğün merasimi, nihayet dualarla, tekbirlerle, tebriklerle biter; çiftler de evlerine gider.