En kazançlı zaman Ramazan

Soğuk sıcak, açlık susuzluk demeden her türlü zahmete katlanan; nefsin isteklerine de yüz vermeyerek kendi arzusu ile can-ı gönülden oruç tutan ve hayırlı işler yapan mü'minler övülmüştür.

Oruç, belirlenen zaman zarfında yiyip içmeden içtinap etmektir; açlık bahanesiyle, haddi aşmak değildir. Açlık nasıl vücuda eza ise, aşırı tokluk da her yönüyle ezadır; akıbeti, cezadır.

İsrafın hiç kimseye ve hiçbir şekilde hayır getirmeyeceği bilinciyle yemede içmede, yapılan gıda harcamalarında doğru olan ne ise, öyle yapmalı.

Gerek aşırı yiyerek gerek yemeyerek ya da yiyemeyerek çöp olacak nimet israfından kaçınmalı. Aç ve biilaç insanları düşünerek, hatta hayalen "onlar" olarak, şikemperverlik yapmamalı.

Ramazan-ı Şerif, verme ayı; hasenatın en kazançlı zamanı.

Hayır konusunda insanların en cömerdi olan Peygamberimizin (asm), Ramazan ayında Cebrail (as) ile görüştüğünde bu cömertliğin sınırı olmaz; bu görüşme ve bu cömertlik ise, Ramazan ayı boyunca gerçekleşirmiş.1

Bu ayda hem sadaka, hem de sıla-i rahim olmak üzere diğerlerinin iki katı sevap kazandıracak olan akrabadan başlayıp; -yakın uzak- komşu, fakir fukara, garip guraba ve kimsesiz kimseleri görüp gözetmek dinimizin şiarı.

Vermenin azı çoğu olmaz. Yeter ki, nefsi kandır; elini, cebine daldır.

Ramazan-ı Şerifteki hayırlı işlerin sevabı bire bindir.

Hz. Enes'in (ra) naklettiği bir hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm), "En faziletli sadaka, Ramazan'da verilen sadakadır" buyuruyor.2

İnsanoğlu, dünyanın güzel şeylerine meftun, ahiretin Cennetine müşteri. Bunun içindir ki, "Cennette küçük bir kulübem, ayak basacak kadar bir yerim olsa yeter" der durur...

İnsan bu ya...

Söylemeye, istemeye sınır yok!

Bal tabağına konan sinek, aldığı tadın, lezzetin esrikliğiyle mest olur ve farkına olmadan önce kanatları, ardından da gövdesi bala batar; lezzet aşkında, gark olur.