Biraz çocuk olalım

Çocukların haylazlığı hiç kimseye dert olmasın.

Onların kanı, canı kımıl kımıl kaynıyor.

Dahası, onlar çocuk!

Bebeklik ile erginlik arasındaki gelişme döneminde bulunan; dünyayı anlamaya çalışan oğlan veya kız yavru, bala, canlarımız çocuklar.

Rabbimizin lütfettiği melek yüzlü varlıklar.

Evde, çarşıda pazarda, camide; dershanede, medresede nerede olurlarsa olsunlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar çocuk, çocuktur. Bizde olması gereken olgunluğu onlardan beklemek, biraz abes olsa gerek.

Bir anekdot:

Böyle bir Ramazan'da, Ankara Keçiören'de, Barla dershanesindeyiz.

İftar edilip ortalık toparlandıktan sonra, ders öncesi biraz boşluk oluştu. Kimi abdest tazeliyor, kimi ayaküstü sohbet ediyordu. ocuklarda hoplayıp zıplıyor, kanepelere çıkıp yere atlıyorlardı.

O esnada bir vaveyla koptu.

"ocuğun kolu..." dediler.

Dershanede gazi olan o yavru, oralarda yetişti ve çocuk yetiştirir oldu.

Bu bir iftihar vesilesi.

ocuklar, bir şekilde oralara mal olmalı; oralarlı olmalı.

Madalyonun arka yüzü:

Yaz tatilinde, Kur'ân talimi esnasında, hocası kulağını çektiği için, o çocuğun bir daha dershaneye gelmediğini duymuştum.

Teravih namazına gelen çocukları, merak edip eşyalara dokundukları için bastonuyla önüne katıp, kovalayan bir kimseyi gözümle gördüm.

Oturuş biçimini beğenmediği bir çocuğu azarlayan emekli öğretmen Mehmet efendi benim bulunduğum safta, yanı başımdaydı o gün.

Camide, mahzun hâlde duran çocuğu çağırıp yanıma oturtunca, diğer iki arkadaşı da bizim yakınımıza geldiler; bana soru sordular. Her birinin sırtını sıvazladım, şefkatle.

Evet, camilerde koşmak coşmak; yüksek sesle sohbet etmek hoş değil, ama çocukları bundan muaf görmeli, hoş karşılamalı.

ocuklar bu mekânları, buradaki insanları görecekler, gördüklerini gönüllerine ilmek, ilmek örecekler; sorularına aldıkları doğru cevaplarla dini-diyaneti; ezanı-kameti, mihrabı-minberi, kürsüyü öğrenecekler. Demek, her şeyde olduğu gibi, çocuklara karşı da sabır öne geçiyor. ünkü, "Merak ilmin hocasıdır."