Cenab-ı Hak, Peygamber Efendimize (asm); dolayısıyla, onun şahsında ümmete ve bütün insanlığa "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol"1 emrediyor.
Öylede, her şeyde olduğu gibi, doğruluğunda bedeline razı olmak lâzımdır. "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar" dense bile...
Neden
ünkü her şeyin kameti, doğruluk ile kaim.
Peygamberimiz (asm), muhatap olduğu bu emir hakkında; "Hûd Sûresi beni ihtiyarlattı"2 diyor, sorumluluğun ağırlığından dolayı.
Demek, o da bedel ödemiş!
Hak hukuk, kayıt kuyut, söz; alışveriş, insanî muameleler, beşerî ilişkiler; komşu hakları, çalışan hakları, müşteri hakları hatta hayvan hakları; bütün bunlar başlı başına bir mevzuat ve doğruluk üzerine inşa edilen temel değerlerdir.
Buna göre, her şey dönüp dolaşıp insanın davranış tarzına, ahlâkî yapısına varıp dayanıyor.
"İnsana sadakat yakışır görse de ikrâh / Yardımcısıdır doğruların Hazret-i Allah"3 beytinde olduğu gibi; insanın, bilhassa mü'minin köyden kovulma pahasına bile olsa çizmeyi aşmaması, doğruluktan şaşmaması gerekiyor.
Rabbimizin emri, insanlığın lâzımı olan doğruluk bir karakter yapısına, bir salâhat anlayışına dönüşmelidir her insanın hayatında.
Hadis-i şeriflerinde, Peygamber Efendimiz (asm); "Size doğruluğu öğütlerim; çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de Cennete götürür. Doğruluğu şiar edinen kimse Allah katında sıddîk diye yazılır. Kötülük de Cehennem'e götürür"4 buyurmaktadır.
Hakikati konuşmak, gerçeğe uygun bilgi vermek, güvenilir olmak, vaadine sadakat göstermek doğruluktur. Sıddîk ise, "Rableri yanında sözü özü doğru olanlar";5 gerçeği tasdik edenler manasına gelen Kur'ânî bir terimdir.
Doğru ya da eğri oluş hâli, kişinin niyetiyle, bakış açısıyla, itikat yapısıyla ve nihayet, güttüğü maksadıyla alâkalı bir durumdur. ünkü:
İnsan, insan olmayınca, onun için doğru yanlış fark etmez; etse bile, doğruya, hiçbir zaman meyletmez.
Eğri ise niyeti, "ahlâksızlık" ismidir; akıbeti, kovulmanın resmidir.
Ne diyelim Hak edenler, bu bedeli öderler.
"Mal sahibi çift camızdan kuvvetlidir" diye bir tabir var Anadolu'da.

4