Yazar, internetin bilgiye erişimi demokratikleştirdiği çağda eğitim sisteminin yataydan dikey modele geçmesi gerektiğini savunuyor. Sınav sistemi yetenekli çocukları eleyen Rafet örneğini vererek, kaynakları az sayıdaki seçkin öğrenci yerine milyonlarca ortalama öğrenciye harcamanın israf olduğunu ileri sürüyor. Ancak meritocrasi adına eğitim erişimini sınırlamak, var olan eşitsizlikleri derinleştirir mi?
Abdülhamit bu bakış açısıyla memleketin her yanına 9 binden fazla okul açmıştır mesela. Biz de bunu ve bugün okul öncesi eğitimde %90 seviyelerini tutturmuş olmayı bir başarı olarak görür ve dillendiririz.
Fakat bugün içinde olduğumuz şartları düşündüğümüzde eğitim tarihimize egemen olan paradigmanın fiilen değiştiğini görürüz. Geçmişte okul, bilgiye, kitaba, öğretmene erişimin tek mekânı idi.
Bugün böyle değil. Bugün çok değişik platformlarda insanların kendilerini diledikleri gibi yetiştirebildikleri bir dönemdeyiz. Elimizin altında dünyanın en büyük kütüphanelerine erişim imkânı var. İnsanlar internet sayesinde dil öğrenip pratik yapabiliyorlar. Akla gelebilecek hemen her konuda uzmanları tarafından hazırlanmış sayısız video yahut dokümana, talep edenler ulaşabiliyor.
Öğrenmek gerçek anlamda bir "talep", bir "gönüllük" işi haline gelmiş durumda. İnsanlık tarihinde öğrenmenin bu kadar demokratik şartlara sahip olduğu bir dönem yaşandığını hiç zannetmiyorum. Tolstoy biraz da mizahi bir tarzda: "Mutlu olmak istiyorsanız, olun!" diyordu. Bugünün değişen paradigması da: "Öğrenmek istiyorsanız, öğrenin" diyor.
Böyle bir dönemde hem insanlar hem de ülkemiz açısından akıllıca olan, bana kalırsa, yatay eğitimi ısrarını tekrar masaya yatırmak olmalı! Daha fazla öğrenciye diploma vermek yeterliyse o başka!
Bunun yerine eğitimi geleceğin, insan kaynağımızın ve ülkenin ihtiyaçlarına göre reforme etmek gerek. Bunun da yolu bana kalırsa eğitimin büyüme ve hareket yönünü değiştirmek.
Yani, eğitimi dikey hale getirmek. İnsan, para, organizasyon ve zihinsel enerjimizi yatay büyümeye değil, dikey büyümeye sarf etmek...
Şunu kastediyorum: Geçenlerde Tokat'ta yaşayan İmam hatipli bir gençle ilgili videoyu tekrar ve hayranlıkla izledim. Rafet adındaki bu genç internetten kendi kendine yazılım öğrenmiş. 1983 model bir Toros'u yine kendi beceri ve imkânlarıyla çalışır hale getirerek, kendi ürettiği yazılımı arabaya uygulamış.
Arabaya binmeden, cep telefonundan verdiği bir komutla arabayı çalıştırıp stop ettiriyor. Farları ve kaloriferi yine komutla açıp kapatıyor. Bütün bunları teknolojik olarak çok eski bir arabada yapıyor. Yeni nesil, akıllı denen otomobillerle çalışması halinde sonucun ne olacağını tahmin etmek hiç zor değil.
Rafet arabayı kendi kendine hareket ettirecek ve direksiyonu yönlendirecek yazılımları da şimdiden hazırlamış. Uygun bir araç bulunduğunda bunları da uygulamayı planlıyormuş.
Kendisiyle yapılan röportajda Rafet sağlık okulunda okuduğunu, matematiğinin iyi olmadığı ve sınavda başarılı olamadığı için mühendislik okuyamadığını söylüyor ki konunun can damarı da zaten burası.
Kendi kendine yazılım öğrenecek ve bunu uygulayacak zekâ ve yetenekte olan biri sınav sisteminin belki yapısından belki sınav stresinden başarılı olamıyor. Olamadığı için bu tür serbest çalışmalarını ancak kendi imkânlarıyla, rehberlik almadan gerçekleştirmek zorunda. Eğer bunun için de bir imkân bulamazsa muhtemelen onunla bir Anadolu hastanesinde sağlık çalışanı olarak karşılaşacaksınız!
*
Dikey büyümeyi hedefleyen ve iç mekanizmalarını buna göre dizayn eden bir eğitim sisteminin amacı işte böyle parlak çocukları keşfetmek ve gelişmeleri için uygun ortamı sağlamaktır.

17