Yazar, modern insanın hırsa kapılıp dünyayı dönüştürmeye çalışırken kendi varlığını ve yaşamın basit güzelliklerini unuttuğunu savunur; bu uyarıyı ölüme yakalanmış biri üzerinden somutlaştırarak, hayatla el ele yaşamanın asıl adının ne olduğunu sorar. Ancak yazarın sunduğu bu yaşam felsefesi, hızlı değişen çağda pratik olabilir mi yoksa huzur arayışı mı adlandırılmalıdır?
Her şeyi olduğu gibi kabul etsen!
Dağları yerinden oynatmaya kalkmasan! İşlerini azaltsan, azaltsan; ha! Sen çalıştıkça sıkıntısı artıyor dünyanın! Savaşıp duruyorsun boyuna! Huzurunu kaçırıyorsun mevsimlerin! Farkında değilsin nefes aldığının! Neden dünyadasın; farkında mısın
Ellerini kana bulamışsın. Gözünü hırs bürümüş! Ha gitti ha gideceksin; ne yapacaksın bunca malı Vaziyetini iyi görmüyorum. Aynaya baksana; gözlerinde ne var
Yolcusun, seferberliktesin; buralı gibi davranıyorsun. Ne desem bilmem ki! Yara bere içindesin.
Bunca "iltifatın" farkında değilsin. Paralar, diplomalar, haberler boğmuş seni. Bu nasıl misafirlik böyle; her şeye karışıyorsun. Ömründe ne yıldızlara tebessüm etmişsin ne de bir papatyayı doya doya sevmişsin. Okullara gitmişsin amma kendini okumayı unutmuşsun.
Şu çoktan geç kaldığın kendine dön, haydi! Önce bir kendini seç; öteki seçimlerden önce.
Birazcık şu "insan" tarafını gör.
Yaşamak insanın kendini fark etmesi...
«
ERGUVANLAR NİSAN'DA AAR
Birdenbire geliyor ölüm.
Birdenbire...
Annen nerde
Anladım; perdenin gerisinde...
Dün buradaydı işte!
Sarılmıştınız, sıcacık, göz göze.
Bir bahar gibi dolmuştu yüreğinize.
Ya o çocukluk arkadaşın Mustafa
Karşı komşu İsmail Amca
Mahalle boşaldı; hangisini sayacaksın!
Saysan yüzden, iki yüzden geçer.
Başın döner.
Var gibi, yok gibi gelip gittiler.
Dört bir yanında ölüm geziyor.
Yok; sen iyisin!
İşinde gücündesin.
Araban, diploman, evin var.
Havan var; en kötüsünden...
Gittiğin yerlerde buyur ha buyur!
Pantolonların ütülü, boyalı ayakkabılar...
Koltuklar, kameralar, hizmetçiler...
Ölüm neyine gerek!
Nee; o da mı ölmüş!
Evi barkı da vardı
Fabrika çarkları, imalat, ihracat...
Fakat bir gelinciği okşamamıştı.
Bak, dediydim; erguvanlar nisanda açar.
Mayıs dersen iğdeler...
Hanımellerini unutma!
Leylakların kokusunu bilir misin

18