Binalar şehirlere sığmıyor. Ve gökyüzünü kapattık. Beton yığınları hayatı daraltıyor.
Bu fotoğrafları "medeniyet" kavramıyla yan yana getirip de kelimelerin ağzının tadını bozmayalım. Havayı, suyu kirletmek medeniyet olabilir mi! Karmaşa deyin, hırs deyin, beton kirliliği deyin ama medeniyettir, demeyin. Kelimelerin adresini/asliyetini yaralayıp öldürmeyelim.
*
Bu medeniyet, insanı yalnız bıraktı. Evde, sokakta, işte "yalnızlıkla" arkadaş etti. Yüz yıldır süren bir hikâye bu herkesin kendi halindeliği... Ne çok şey keşfettik de kendimizi unuttuk.
*
Betonlar ağaçlardan intikam alıyor. Pencereler gökyüzünden uzak... Yeryüzü ve gökyüzü kapanıyor habire.
Bütün şehirler aynı fotoğraf; ara renkleri, sokakları, komşulukları silmiş bu medeniyet...
*
Evleri dayadı döşedi [me]deniyet; huzursuzluk ekip gitti. İsimsiz hastalıklar serpeledi her yere. Kuşları yuvasından etti. Ağaçları kökünden söktü. Güllerin kokusunu yok etti. Naylon meyveler bıraktı sofraya. Şekerin tadı; tuzun tuzu kalmadı. Hastanelerin hastalık; okulların cehalet sattığı... Yeşillerin beton perdelerle örtüldüğü... Hayatın ve ölümün sıradanlaştığı kör zamanlar... Ey [me]deniyet! N'ettin böyle, ha! ağırma beni; seninle pahalı bir yolculuk bu; huyunu husunu sevmedim. Pamuk şekerinden, saman alevinden betersin.
*
Şimdiki medeniyeti: "Dışı süs; içi pis..." olarak okuruz Risale'de. Albenisi, gelbenisi çok şeylerin çoğu "insan" için gereksiz... Bu binalar, vitrinler, baş döndüren teknoloji kapitalizmin amansız saldırısıdır. Zaruret (çok lazım ihtiyaçlar) dışın(d)a açıldığımızda, sahile dönebilecek miyiz!
"Beni dünyaya çağırma; Ona geldim fena gördüm." diyen Sözler'in müellifi niye böyle dedi diye durup düşünmeye vaktimiz var mı!
*
"Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar." tek dişiyle insanlığa diş biliyorsa bu medenî geçinenlerin kimliğini ışığa tutalım hele.
*
Her köye üniversite açmakla medeniyet gelir zannettik! Medeniyet, üniversiteye gitmeden nasıl Yunus olunur; onu bilmekti.
*
Bu medeniyetin her şeye bu kadar hazırlıksız olduğu gün gün daha bir gün yüzüne çıkıyor. Medeniyet; bize hediye edilen kendimize, denize, ağaçlara, kuşlara yani bu güzelliklere saygılı ve sevgili davranmaktı. Şu ândan itibaren aslımıza, aşkımıza geri dönebiliriz. Artık tek bir ağaca dokunma, bir cana kıyma. Hırçınlıktan sükûnete dönmek için daha beklemeye daha gerek var mı!
*

17