Kuş davetiyesi - Ân diyarı (67)

Bilgin Abi aynaların gözünün içine bakıp bir şeyler fısıldıyor, Selim Ali: "Gel, bu mevzuları açmayalım. Kellim, Kellim; lâ yenfa(Konuş, konuş; boşuna...) Ne sen değişiyorsun ne ben Aramız açılıyor boş yere.

Gel, kapatalım bu sağır şeyleri. Nefeslerimiz sayılı... Yıllardır aynı şey; ne değişti

O-yalandığımız yeter.

Daha beter olmadan kelimelerimiz; "siyasetkes" ilan edelim.

Dokunma dünyaya, ey, "bulaşık elli beşer!" Öyle kalsın.

Ne zamandır; yağmur sesi dinlemiyorsun. Yaz bitiyor; cırcır böceklerini duyduğun yok! Hayalden hafif kelebekleri görmüyorsun.

Havadan konuşalım. Bulutlardan, kuşlardan... Sudan konuşalım; balıklardan, dalga köpük ne varsa...

"Havadan sudan" konuşmalara hasret kaldık.

Ağaçlarla konuşmayı seviyorum. Çok rahatlıyorum onlarla göz göze gelirken, onlara dokunur sarılırken...

Rüzgârların yapraklarla oynaştığını görmek; az şey mi! Siz, şu benim ağaçlarıma dokunmayın! Gelişmişlik, yenilik; ne köprü, ne yol, ne de gökleri kapatan binalar...

Gelişmişlik; ağaçlarla konuşurken sanatkârla hemhâl olmakmış.

Medeniyetin bu yeni adı taşlaşmak, betonlaşmak'tan insanlığı kurtaracak yok mu

Bildiğimiz bir şey varsa; yazalım; dünya duysun. Yoksa bu kısır döngüden... Şimden tezi yok; çıkalım.

Biraz gökyüzüne bakalım. Meyveleri (dallarında) okşayalım. Zaman elimizden kayıyor; sonsuza tutunalım.

Ey, oradaki koyu gri adam!

Yalancısın; öfkeye boğulmuşsun!

Yalancısın; bir tedirginlik var!

Yalancısın; gözlerini kaçırıyorsun durmadan!

Yalancısın; gülücüklerin bile bi' tuhaf!

Yalanla insan yan yana gezmez. Yalanın olduğu yerde ne olabilir ki! Dilinde yalan varsa elindekini nasıl alayım!

Aynaya rahat bakabiliyorsan gel, konuşalım. Aynalar yalan söylemez. Seni sana söyler.

Dostun da aynadır sana. Ne aynaları kır ne dostlarını...