Işığın yolunu bulmak

Ah, tekerrürlü tarih! Dönüp dolaşıp tekrarlıyorsun kendini. Nasihat pek kâr etmiyor çok zaman. Bir musibetten sonra uyanmanın acısını ne çok yaşıyoruz öyle!

Bir ummanda kayboluyoruz. Sisler puslar içindeyiz. İşaret taşları birer birer siliniyor. Kışlar bahara evrilmiyor. Kuşlar yuvalarını bulamıyor.

Şiir susmuş. Ressamların boyaları solmuş. Bestekârlar sessizliği mi besteliyor; sesleri pek duyulmuyor.

öldeyiz. Dudaklarımız susuzluktan çatlamış. Kalbimiz kalpliğini unutmuş.

Akıl terazimiz şaşmış. Köprüler yıkık.

Yollar dolaşık. Yüzler tanınmaz olmuş.

«

Annem olsaydı sorardım: "Biberlerin -acı biberlerin- bitti mi" diye. (Yalan konuşursanız ağzınıza biber süreceğim derdi de...)

Ah, annem ah! Ortalık yalan kaynıyor.

Yüksek sesle konuşanları, üslubu kabaları, hele küfürlü konuşanları hiç mi hiç sevmezdin. Onun için mi genç yaşta dünyayı terk ettin!

Annem, annem! İçim kan ağlıyor.

Üslupsuz, kelimesiz, konuşmasız zamanlara düştük. O, seninle yaşadığım sakin zamanlar bir daha gelir mi; bilmem! Ruhun yıldızlardan bizi seyrederken insanlığa şefkatle bakıp acıdığını hisseder gibiyim.

«

SORU İŞARETİ

Sakin değiliz.

Evler, okullar soğuk...

Kürsülerde kukla adamlar...

Dünya kendinde değil.

Sadece ekmekler değil,

Sebzeler, meyveler değil,

Sular, ovalar değil,

Kalbimiz bozuldu önce.

Otobanlar ne olacak şimdi

Elli katlı ucubeler...

Karıncalar, kuşlar yuvasız,

Denizler yanıyor, kuruyor.

Bencillik, gevezelik, gürültü çağı,