Gelmiş eylül, gelmiş; Yaprakların sesinden belli! AH
Bugün çarşamba...
Yazı günüm cumartesi... Erkenden yazı istenir mi
Daldığımı biliyorlar arada. Unutup gitmesin diye; haber düşüyor ekrana. Bende bir telâş başlıyor elbet.
Her hafta yaz, yaz, yaz. Faydası var mı; bilmem. Neyse...
Eskiden "başkalarına" yazıyordum; şimdi kendime... En zoru, zorlusu da bu... Kendimden kaçamam ki... Başkasından kaçmak kolay...
İnsan önce kendini düşünür; yazarken de...
Said Nursî demiyor mu Risaleleri kendine yazdığını... Daha taa Birinci Söz'de -girişte- dört sefer nefsine sesleniyor. Başkasıyla işi yok. Müşteri arama histerisine kapılmıyor.
Yunus Kocası hiç başkasına şiir söyler mi; kendi kendine bir hasbihâl onunkisi de.
Yunus Emre'm söyler sözü.
Yaş dolmuştur iki gözü.
Bilmeyen ne bilsin bizi;
Bilenlere selâm olsun.
Aleyküm selâm... Aldık gitti vesselâm...
Vitrinsiz, reklamsız, gösterişsiz, el ne dersiz günlere de bizden selâm ve daimi muhabbet...
ok eksildik, be! Göz göze gelince sırıtmalar... Bir şeyler umucu bakışlar... O'ndan başkasına eğilişler... El etek öpüşler... Yürü, be doymaz nefsim! Değmez, be! Dünya fânî, ecel; yatınca yastığının altında, uyanınca karşında... Yapma bu düşüklükleri, yapma! Onlar da senin gibi fânî... Elbisesine, arabasına, hizmetçisine aldanma! Hemen çık ordan; yaramaz sana oralar. Sana bedava hayat sunan; gel secdelerdeki yükselişe diyor.
Ah, Yunus secdeyi o değilden nasıl da süzmüşsün gökyüzünün derinliğinden, yeryüzünün bağrından:
Bana rahmet yerden yağar;
Benim yüzüm yerde gerek.
Kendini tanıyan sonsuzluk sırrına adım atmış demektir. Sen kendini ikna edecek kelimeler bulamamışsan kime ne diyeceksin!
Bak Eylüldeyiz. Rüzgârıyla, sarışınlığıyla, ayvasıyla, narıyla kendini öyle bir anlatıyor ki gel de geç, git bakmadan, etmeden! Mümkün mü İnsan olan herkes en azından dönüp şöyle bir bakar. Ne oluyor etrafta, der. Yani ki eylül kendini eksiksiz anlatır.

26