Seçmen olup bitene nasıl bakıyor: Kim önde, neden

Kimi araştırma şirketlerinin aylık ölçümlerle siyasi partiler arası dengeler ve temel siyasi gelişmeleri ve eğilimleri tespitte belli bir süreklilik içinde objektif çizgiyi yakaladıkları muhakkak. PANAROMATR'nin aylık bültenlerinin bu araştırmalar arasında, en azından benim açımdan, açık ara en güvenilir ve en önde gideni olduğuna şüphe yok.

Her geçen gün siyasal sisteme pek çok girdi akıyor ve siyasi gelişme yaşanıyor.

Gazze olaylarının ardından ABD-İsrail ikilisinin İran'a açtığı savaş, Orta Doğu'nun ateş alması, savaşın sürme ve genişleme ihtimali bunlardan biri. Bu gelişmelerin iç politikaya da önemli etkileri var.

İç siyasette ise mevcut tutumların pekiştiğini izliyoruz; bunlar da birer siyasi girdi oluşturuyor. Şöyle sıralanabilirler:

-İBB davaları etrafındaki gelişmeler, CHP'li belediye başkanlarına , gazetecilere yönelik kimi tutuklamalar, iktidarın ısrarla ve değişmeyen otoriter tavrı.

-Ana muhalefet partisinin tüm gücünü ve siyasi söylemini sadece bu adli sürece endekslemesi.
-Bölgesel gelişmelerin ve dış politika durumunun, bu konuda suskun, tedirgin ve beceriksiz muhalefet tavrının katkısıyla, siyasi iktidara devlet gücü ve araçları üzerinden siyaset yapma, hatta iç siyaseti ikame etme imkânı vermesi.

-Kürt çözüm sürecinde gidiş istikrarlı olmakla birlikte, en kritik safhada haklar ve genişlemesi gereken alanlar konusunda iktidar partisi kaynaklı yaşanan aşırı yavaşlama; DEM Partisi'nin bu yavaşlamaya itirazı ile sürece desteği arasında kilitlenmesi.

PANAROMA TR'nin Mart araştırmasına gelelim şimdi...

Bu tablo karşısında seçmende/toplumda durum ve tutum ne

Araştırmanan Hatem Ete imzalı yönetici girişine göz atalım:

-Toplum, "İran'a karşı ABD-İsrail saldırısında ise kamuoyu net bir şekilde ABD ve İsrail'i sorumlu görüyor..." ve "iktidar güvenlik tehditlerini iyi yönetiyor diyenler, mart ayında yüzde 60'ı aşarak zirve yapmış."

-Toplumun yarısından fazlası çözüm sürecine olumlu bakmaya ve atılması gereken adımları desteklemeye devam ediyor.

"İBB ve İmamoğlu davasında genel kanaat, davanın siyasi olduğu yönünde oturmuş durumda. Katılımcıların çoğunluğu, davanın asıl amacının yolsuzluklar değil, İmamoğlu'nun önünü kesmek olduğunu düşünüyor..."

Peki şu kanaatler muhtemel siyasi davranışlara nasıl yansıyor

Önce, günümüzün temel paradoksunun devam ettiğini söylemek gerekiyor. Siyasi iktidarın temsil iki yüzü de denebilir bu paradoksa:

Bir tarafta muhalefete karşı yürütülen otoriter, keyfi, kanunları kullanan hukuk dışı bir baskı süreci; diğer tarafta gerek dış politikada gerek çözüm sürecinde güven veren ve desteklenen bir siyasi iktidar...

Oyunun belirleyeci bu...

Zira bunun kaşısındaki politikalar buna bağlı değişkenler halinde var.

CHP demokrasi söylemi kullanan, otoriterleşmeye itiraz eden yol izliyor, memlekin diğer makro sorunlarıya ilgili pek az. MHP, iktidarın küçük partisi rolünü sürdürüyor. DEM, çözüm sürecine endeksli bir siyaset hattında, bu çizginin dışına nadiren çıkıyor. Toplam yüzde 10'luk bir oy potansiyeliyle İYİ Parti, Zafer Partisi ve Anahtar Parti; milliyetçi, çözüm süreci karşıtı ancak devlet istikrarı konusunda hassas, cumhurbaşkanlığı seçiminde parçalı bir seçmen dokusunu ifade ediyor.