İran, bir devlet değil. İranlılar ulus olmadı. Bir çok milletin barındığı yurt bahçesi. Mimari yapıları, bahçeleri, bağları, çölleri, süslemeleri, çinileri, desenleri, selvileri, gülleri, çarşıları, kaleleri, göğü, ağıtları, matemleri, ehli beyt nidaları, Hüseyin Hüseyin Hüseyin çığlıkları, muharrem matemleri, narları, sıcağa serinlik veren meyveleri, Şiraz bahçeleri, sarayları, şairleri, şiirleri, gölleri, gül bahçeleri, çölleri, sıcaklıkları, yer altı çarşıları, bazarları (pazarları) , bezirganları, acem halıları, nakkaşların halılara nakşettikleri, halleri, Abbas Sarayı'ından İsfahan Meydanı'na yükselen nargile dumanları, Saraylara açılan hıyabanları, park ve bahçelerde Şehriyar'ın "Heyder Baba'ya Selam" şiirini zikreden uluları, her kesimin hafızasında hıfzettiği Mevlana şiirleri ve bu şiirlerin ruhlara şifa veren okumaları, matem çayları, Kerbela ile dökülen gözyaşları, Âli'yle hançerelerinden çıkan cihana yayılan nağmeleri, kara çarşafları, mollaları, mollaların arkasında süründürdükleri cübbeleri, İmam türbeleri, türbeleri şifa gören genci yaşlısı çocuğu kadını, türbelerin göz kamaştıran altın yaldızları, göz boyayan renkliliği, aynaları, aynaların parçaladığı insan silüetleri, Tebriz'in Azeri aksanı, aksandan insanın kendini Türkiye'de hissetme sıcaklığı, zehirlenmemiş toprakları, genetiğine dokunulmamış bağları bahçeleri, meyve sebze kokuları, bülbülleri, huma kuşları, sakaları, serçeleri, saraydan şehre açılan su kanalları, fıskiyeleri, havuzları, saraylarda ziyaretçilerin burnuna yayılan çam ve çınar kokuları, bahçelerden şehre yayılan nar ıhlamur kokuları, göğe mum gibi açılan servileri, saray havuzlarında kıvrıla kıvrıla saltanat süren balıkları, şiiri hayatlarının bir nefesi bilip şiirle hayatlarını inşa eden Farslar Azeriler Kürtler Lurlar Beluçlar Araplar Türkmenler Kaşkaylar ve insan renkleri, gülümseyen ğeyri memnun şükürleri, ğanım can ve ağa hitapları, hayat hikayelerinin nakşedildiği kilimleri, sanat galerilerine dönüştürdükleri çarşı pazarları, aşk şurubu tadı kattıkları şerbetleri, insanı kavuran güneşi, kavurucu güneşten insanları koruyan esintileri, rengarenk baharatları, safranı, semaverden tüten çay buharları, huzurun hayatın insan sıcaklığının rayihaları, safranlı pilavları, Firdevsi'nin hikayelerinden çıkan kahraman portreleri, dünyayı içine alan ve dünyaya açılan sineması, küçük şeylerden büyük ilhamlar çıkaran edebiyatları, çölün tefekkürü, fikrin hayali, hayallerin cini, cinin insan ile hemhali, kör baykuşları, cennetin çocukları, serçelerin şarkısı, sarhoş atlar zamanı … İran'ın anahtar kalimeleri ansiklopedilere sığmayacak kadar çok, kadim medeniyetin asırlık kapılarını açacak kadar da zengin.
Şiraz'da İran betimlemelerini düşünürken rehberimizin geldik sesiyle olduğum halin farkına vardım. Araçtan iniyoruz. Karşı bahçeden portakal, çam kokuları ve yüksek perdeden dalga dalga bize doğru yayılan nağmeler… Kokuya, nağmeye yöneliyoruz. "Serin serviler altında" "Hafız'ın kabri olan bahçeye" adımlarımızı atıyoruz. Bahçenin kanayan rengi üzerimize sirayet ediyor. Kanayan gülün kanına giriyoruz. Gülle kanıyoruz, güle kanıyoruz.
Salgın döneminde dünyası değişen Muhammed Rıza Şeceryan'ın ey nidaları Hafız'ın şiir oklarıyla bizi vuruyor. Vuruluyoruz nağmeye, esintiye, bahçeye ve bizi kendine çağıran Hafız'a. Sana av oluyoruz. Kalbimizden vuruluyoruz. Şeceryan, Hafız'ın gazellerini besteleyip vecde dönüştürmüş. Ses söz "Her seher gül açan ve her gece bülbül öten" bu bahçede setar, tar, kemançe, santur ve ney eşliğinde semaya yükseliyor. Kalbi kederli olanların kederi semaya yükseliyor. Şecereyan'ın nağmeleri Hafız'ın Divanı'ndan aldığı aşkla bizi bizden alıyor. Kalbimizi yaralıyor, kalbimiz yarılıyor. Yarılan kalbimiz "İnşirah"la selamet arıyor. Göğsümüz genişliyor. "Kederden, üzüntüden, acizlikten, tembellikten, cimrilikten, korkaklıktan, borç yükünden ve insanların zulmünden" bir el bize imdat ediyor.
Dünyanın kıylükali, malı, mülkü, dünya telaşı dünya pazarında çıfıt çarşılarına düşüyor. Ey Hafız şiir ilminin, hikmetiyle, huzuruyla, ferahlığıyla bezeniyoruz. Yüreğimiz fersah fersah ferahlıyor. Şeceryan'ın nidaları, kalbimizin idrak yollarını açıyor. İnsanı sevmenin İdrakine varıyoruz. "Bir insanı sevmekle başlıyor her şey"
İnsanlık kapılarımın anahtarlarını şiir atölyende, şiir tezgahına ısmarladım. Şiir terazinin insan olma tartısında yeniden tartıldım. Senin makamında Nimri Dede'nin deyişiyle "Aşk mayasını içerek" "Özde bir insan olmaya geldim."
"Gelin gülle başlayalım atalara uyarak" diyen Bilge Şairin mısraları hayat buluyor burada.
Şeceryan, Hafız'ın kabrinde her gün yeniden seher vaktine dek açılan gülle ağırlıyor bizi. Kanayan gül deryasını kana kana içimize çekiyoruz. Efsunlanıyoruz. Şiirin gül terazisinde gül ile bizi ölçüp biçiyor. Gül şerbetini aşk şurubuna dönüştürüp bize sunuyor. Ah Hafız !Sen ki yazdıklarınla dünyanın bir ucundan bizleri kendine çağırıyorsın. İnsanlar sende toplanıyor. İşte geldik. Kabrindeyiz. Servilerin altında. Şiraz buğusu içinde rahleyi tedrisatındayız. Sen şiir ilminin ve insanlığın cemiyetisin. Bu hal bize kızıl kıyametler yaşatıyor. Bir dokunsan ah ırmağında binlerce kez boğulacağız. Şiir okların ruhumuzu kanatıyor. Kanatıyorusun. "Yara sızlar, Ok değmiş yara sızlar. Yaralının hâlinden, Ne bilsin yarasızlar" misali Divan'ın hem sızlatıyor hem de sızlayan yaramız oluyor. Yaralarımıza şiir hikmetinden derman demliyorsun. Medet Ya Hafız Medet! Yaralıyız. Yaralarımız şiir hikmetine sarılıp selamet arıyor. Şifanın sırrını fısıldıyorsun
"Akıl defterine aşk yazılmaz ve akıl defterinden de aşk öğrenilmez."* Şiirinle aşk miracına yükseliyoruz. "Aşk,bir limanda Allah'ın bir insanı sevmesidir."
Şeceryan'ın "Ey an ki nihend mihr-u mah eztemkin"* haykırışı ve her "Ey" deyişindeki dalga. Yükselen perdeli ses. Bizi, rıza makamının tefekkür ırmağında yıkıyor. Kalbi pak olmaya mükafatsın. Kalbi aklayıp paklamaya tefekkürsün. Fikir senin şiirinde zikre dönüşür. İnsanda akıl ve fikirden kurtulmanın ferahlığısın. Şiirinde "Ey seher yeli kalbim kederli"* diyorsun ya kederli kalplere 'murakab'sin
Sadiye bahçesinde Sadi-i Şirazi'nin "Bostan ve Gülistan"ından bir ses bir esinti. Senin kabrinde konuklarını selamlıyor. Sadi'nin şiir rahiyası senin Divan'ına ekleniyor. Şiraz'ın şairi azamları mest ruhlara "Rintlerin rintlik neşe"sini katıyor. Sermestiz. Her gün Sadi'den sana senden Sadi'ye bir nefes olma. Şiraz'ın seher yeli iki bahçe arasında kaç asırdır vecd ile gidip gelmeyi gelip gitmeyi yön kılmış. İnsanın hissiyatında şükür hali. Bostan ve Gülistan'ın şiir ırmakları güllerine hayat veriyor. Güllerinle hayat buluyor. Şiraz, şiirin bahar ülkesi. Asude ahenk. "Her dem yeniden doğarız bizden kim usanası" diyen Anadolu erenlerinden Yunus'un bizim küllerimizi kora dönüştürdüğü gibi sizler de Şiraz'ın gönül bahçelerinde her dem doğan tazeliksiniz. Her gönül iklimine nefes, ruh, aşk, şevk, çoşku ve bağlılıksınız. Sizde insan her dem yaşıyor, ölüyor. Her dem sizi yaşıyor, diriliyor. Şiir hikmetiniz beşeriyeti hakikat ışığında insan olma kapısına yüceltiyor. İnsanı hikmet ırmağında yıkıyor. Hayat ırmağına taşıyor. Bedene biçilen çağın kıyafetleri daralıyor. Çağ insanı daraltıyor. İnsanlığı, "Ahsen-i Takvîm" hırkasının ölçülüp biçildiği terzi dükkanına taşıyorsunuz. İnsan, insanlık, medeniyet, şehir sizde ulvileşiyor.

19