Hilmi Ziya Ülken meşhur "Aşk Felsefesi" kitabında "Alemin mihrakı insandır." diyor ve devam ediyor "İnsan ise her şeyden önce ahlaki varlıktır. İnsan; bedeniyle, doktrinleriyle, mevhumeleriyle de insan değildir. Doymak bilmez bir eylem kaynağı olan İhtirasından kurtulmuş kişiliği ile insandır." 21. asrın insanı ihtirasın eseri ve esiridir.
Konfor alanınını genişletmek, sağlamlaştırmak için bir şey yapmadan bir şey yapma vehmiyle kendine reformist havası verir.
2005 yılında dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik 9. sınıftaki başarısız öğrencilerin sınıfta kalmalarını kaldırmış, sorumlu olarak üst sınıfa geçmelerinin önünü açmıştı. Ben de bir meslek lisesinde bu öğrencilerin son sınıfta derslerine girdim. Sınıfın üçte birinin okuma yazması yarım yamalaktı. Anlatılanları dinleme ve anlama konusunda yetersiz oldukları gibi dersi dinelemek ve anlamak gibi bir dertleri de yoktu. İlk derslere zamanında gelmez, ders zili çalınca zamanında sınıfa girmez, sınıfa girince de derste uyumayı, dersi kaynatmayı, ders düzenini bozmayı, öğretmene sataşmayı layıkıyla (!) yapmaktan geri durmazlardı.
Bir yandan bu öğrencileri sınıfta disipline etmeye uğraşıyor, diğer yandan öğrenciliği bir kimlik gibi üzerine geçirip okumayı şiar edinen öğrencilere ders anlatmaya çalışıyordum.
Malumunuz "Bir çürük domates tüm kasayı çürütür." Tüm uğraşlarıma rağmen kasanın çürümesinin önüne geçemediğim gibi sınıfta sağlıklı bir ortam oluşturmaktan aklı selimle ders anlatmaya da kendimi veremiyordum. Hem yıpranıyor hem de öğretmenlik mesleğim kan kaybediyordu. Bıçak kemiğe dayandı ve ikinci dönem ücretsiz izne ayrıldım.
Günümüzde birçok okulda öğretmen arkadaşların da yaşadıkları durum bu. Okulda ve sınıflarda disiplini sağlamaktan ders anlatmaya mecalleri kalmıyor.
Eğitim-öğretim, okulların dört duvarını aşıp küresel köyün kara tahtasına çoktan dönüştü. Buna rağmen okumak istemeyeni dört duvar arasına hapsetmenin kıymeti harbiyesi kalmadı. Onları okulda tutmanın kendilerine de memlekete de bir yararı yok. Aksine okulu okul olmaktan çıkarıyor. Okuyanlara da mani okuyorlar.
Okullar nitelikli eğitimin güvenli kalesi olmalı. Okulların saygınlığına helal getirecek davranış ve uygulamalardan uzak durulmalı. Öğrencinin, akademik başarısı ve disiplinel davranışına bağlı sınıfta kalma uygulanmalı. Öğrencinin sınıfta kalması öğrencinin cezalandırılması olarak algılanmamalı. Her insan hayat yolculuğunu farklı yol ve hallerde yaşar.
Diğer yandan bu öğrencilere "Açık Öğretim Lisesi" kapıları açık bırakılmalı. Böylece onların okumalarının da önüne geçilmemiş olunur.
MEB'in "Ortak Yazılı Sınav Sistemi (OYSS)" hangi ihtiyaçtan doğdu veya eğitimi daha nitelikli hale nasıl getirecek bilemedim. MEB'de OYSS'yi uygulama kararı almadan önce kamuoyunu bilgilendirmedi. Karar alındıktan sonra MEB'in ekabirleri kanal kanal ekran başına geçip kararın doğruluğunu savunmaya geçti.
Karar almadan önce kararı öğretmen ve eğitimin diğer paydaşları arasında tartışıp kamuoyu bilgilendirilmeliydi. Kararı masa başında alıp emrivakilikle uygulamanın sağlıklı olmadığını yüz yılı aşkın cumhuriyet tarihinde yaşayarak gördük.
Öğretmenlik hayatım boyunca dersine girdiğim öğrencilerin yazılı sınavlarını hazırlamak, öğrencilerin yazılı sorularını cevaplarkenki jestleri, mimikleri, durup düşünmeleri, dilinin ucuna gelip anımsamaya çalışma halleri, tavana bakıp akıl yürütmeleri, parmak kaldırıp bir konuda ip ucu istemeleri, soruyu doğru anlayıp anlamadıkları konusunda soru sormaları, kopya çekmeleri, yakalanmaları sonrası yaşadıkları mahcubiyet, farklı farklı yazı biçimleri, kağıdı kucaklayıp sahiplenmeleri, yazılıları notlarını öğrenme tepkileri, bakışları, itirazları, sevinçleri, üzüntüleri, bir dahaki yazılıya umutlanmaları... Hasılı öğrencinin yazılıdaki her hali özelde öğrenciyi genelde insanı tanımak açısından benim için ders anlatmak kadar kıymetli ve öğreticiydi.
Nasıl ki bir sanatçı eserini bitirdikten sonra eserinin karşısına geçip eserine bakmak isterse öğretmen de eğitim öğretim boyunca öğretip öğrenciye içselleştirmeye çalıştırdığı konuları yazılı soruları üzerinde öğrencide görmek ister. Öğrencinin olmuşluğu görmek ister. Birlikte geçirdikleri eğitim öğretim sürecini öğrencinin akıl ve duygu dünyasına nasıl tesir ettiğini öğrencinin kalemiyle kağıtta görmek ister. Bu görmeler, öğretmenliğin motivasyonu, kendini öğrencinin dünyasında görüp kendine şekil vermedir. Öğretmenin ders verdiği öğrenciyi sorgulaması, sınaması öğretmenin zinde ve yaratıcı düşünmesi açısından kıymetli buluyorum.

21