Turizm patladı. Ve okulların tatile girdiği her dönemde patlamanın yankısını sadece ülke içinde değil turizm çeken dünya şehirlerinde de görüyoruz. Türkler her yerde çekim yapıyor.
Evet gerçekten turizm sektörü patladı. Bu iki kelimeyi nasıl anladıysanız doğru anlamışsınız. Turizmin kendisi tek başına patlaması yetmiyor. Beraberinde başka sektörleri de patlatıyor. Tatile çıkıyorum, demek yetmiyor.
Tatile çıkmak için önce iyi fotoğraf çeken bir kamera veya akıllı telefona ihtiyacınız var. Elindekinin eskidiğini düşünüp mevcut olanı son model ile değiştirmek.
Sonra kaç gün tatil yapacaksanız ve nereye gidecekseniz her makanla uyumlu ayrı ayı kıyafetler. Her kıyafete uygun bir ayakkabı. İmaj her şey hakikat hiçbir şey. İmajımızın beğeni alması önemli. Varlıklıyım ve Mutluyum. Zenginliği ve mutluluğu saklamaya ne hacet Birilerinin bunu görmesi ya da benim göstermem gerek. Sosyal medya hesabının gözden geçirilmesi de önemli. Takipçi sayılarının artırılması lazım.
Yıllar önce Dubai'ye gitmiştim. Dolaştığımız gençler, üç milyon Dubailinin olduğunu ancak Dubai nüfusunun on milyon olduğunu söylemişlerdi. Ne güzel demiştim. Dubai, milyonlarca insana iş imkanı sağlıyor dediğimde, gülümseyerek; hocam iş verip çalıştırdıkları insanlar olmasa kime hava atacaklar, demişlerdi. Günümüzde zenginlik cepte, cüzdanda, bankada mesut mutlu uysal durmuyor. Durmak istemiyor. Görünmek, alkışlanmak, hayran olunmak istiyor.
Efendim sanayi toplumunda tatil temel bir ihtiyaç. Çalışıyoruz. Patronun, işin, gücün, öğrencinin, memleketin, şehrin kahrını çekmek kolay değil. Kafalar kazan gibi, bellek dolmuş. İş verimliliğimiz düşüyor.Tebdili mekanda da hayır var. Çok gezen mi bilir, çok okuyan mı sorusunun cevabı çok gezendir. Gezmek gibisi var mı Gezip görmek lazım. Gezmeyen kördür. Seyahatte sıhhat var. Takıldığı yerde kalanda ufuk mu kalır, insan körelir gider.
Niçin çalışıyoruz ki ! En iyisinden yemek, içmek, giymek, en güzel yerleri gezmek için değil mi Bir daha mı dünyaya geleceğiz Para, benden daha mı değerli Para dediğin elinin kiri. Gezip tozandan neyimiz eksik Memleket de aç mı var canım ! Açlık pazarlanıyor. Memleketin kafeleri, mağazaları dolup taşıyor. Memleketin fakir fukarasına da ben mi bakacağım Ben devletten daha mı zenginim Devletin işi gücü ne Baksın vatandaşına. Ben vergimi veriyorum. Gerisini devlet düşünsün.
Evet vicdanımızda rahat. Şimdi tur şirketlerine bakmak lazım. Seküler turlar mı tercih edilmeli yoksa namaz vakitlerine riayet eden turlara mı bakılmalı Ee gidilen yer ve bütçe de önemli. Hangi tur olursa olsun havalı yerler olsun. Canım fotoğraf ve paylaşımda gittiğin tur mu görünüyor Önemli olan senin paylaşımına uygun gideceğin yerler.
İlk paylaşım pasaport ve biletlerle havaalanında başlıyor. Paylaşımda dip not: Biz kaçtık. Kaçış olduğu kesin. Azizim herkes kaçmak istiyor. Nereye kaçıyoruz Kovalayan mı var
Memleket yaşanamaz hale geldi bizim mi haberimiz yok
Türk şiirinin bilge şairi Cahit Zarifoğlu "Ah şu yalnızlık kemik gibi, ne yana dönsem batar." demişti. İnsan, kendi gerçeğiyle yüzleşmekten kaçıyor. Kendisine batan şeylerden kaçıyor. Ve herkes kaçtığı yere kendisini (kaçtığı her neyse onu) beraberinde götürmüyor mu
Kürkçü dükkanını anımsatıp daha başında milletin ağzının tadını bozmayalım. Kaçışınız size yeni hayat hikayeleri, olmalar kazandırsın. Seyahatiniz, seyahat yerine gezi mi desem, evet evet seyahat de sıhhat var gezi de paylaşım okuyor. Geziniz yeni arkadaşlar, dostluklar, kareler, hatıralar, muhteşemlikler barındırsın.
Turizm, eli para gören insanların başvurduğu sektör. Gezmek, görmek ve en önemlisi de görünmek. İnsanların ulaşmadığına, görmediğine yemediğine sahip olup varlığını ve mutluluğunu (!) paylaşmak.
Her şeyini paylaşan insan dönüp kendine baktığında kendinden geriye ne bırakıyor Senden geriye ne kaldı sorusu burada bir cevap bekliyor.
Geçtiğimiz Hafta Nepal ve Hindistan'da gezip gördüğüm seyahatin hayatımızdan palısını pırtısını alıp götürdüğü. Yerini geziye bırakmış ki sıhhat kelimesi artık turistlerin çekim telaşında kendine yer bulamıyor.
Turizm mabedlerinin ekserisi UNESCO'nun "DÜNYA MİRASI" listesinde yer alan tarihi yerler, mekanlar. Kapitalizmin dayayıp döşediği gösteri alanları. Hazzın doruk yaptığı eğlence mabedleri.
Delhi'de Cuma Camisi'ndeyiz.
1650'li yıllarda yapılan cami İran ve Özbek mabedlerinden esinlenerek inşa edilmiş. İhtişamıyla avludan adım atanın gözlerini kamaştırıyor. Üç kapılı. Her kapısında ayrı bir ihtişam, ayrı bir incelik.
Geniş avlusunda dünyanın renga renk insanları. Turizm, mabetleri gösteriş alanına dönüştürmüş. El emeği göz nuru akıtılan mimari zerafet fotoğrafın arka planı.
Camiler, kiliseler, Budist, Hindu tapınakları, kaleler hepsi turizm dininin (!) imaj mabedlerine dönüştürülmüş. Kapital tüketimin yeni pazarları. Turizmin mabedleri Unesco koruması altına alınan kadim mimari alanlar. Durup ince şeyleri düşünmeye artık ne aklımız alıyor ne zamanımız var ne de yüreğimiz kaldırıyor.
"Tutkularımıza hakikatten daha yüksek bir yer vermeye çalışmak, doğuştan gelen bir köleliğin işaretidir. Aklımızın özgür olduğu yerde kendimizi kaybolmuş buluyoruz."*

21