Yazar, modern eğitim sisteminin ve aile yapısının çocukları akademik başarı, sınırsız özgürlük ve teknoloji bağımlılığı üzerinden yetiştirmesinin, ahlaki ve duygusal gelişimlerini ihmal ettiğini savunmaktadır. Son dönem okul baskınlarını bu ihmalin psikolojik sonucu olarak değerlendirerek, çocuk eğitiminin yalnızca bilgi değil, erdem, değer ve karakterle yapılması gerektiğini vurgulamaktadır. Ancak aileler ve öğretmenler, çocuğu "fanus içinde" korumakla onu hayatın zorluklarına karşı dayanıklı hale getirmek arasında nasıl denge kurabilir?
Eğitim okuldan önce ailede başlar. Çocuk, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bir eğitim sürecinin içine girer. Anne ve babanın bakışı, sevgisi, ilgisi ve tutumu çocuğun karakterinin ilk harcını oluşturur.
Her çocuk biriciktir. Çocukların kendilerine özgü dünyaları, kabiliyetleri ve duygusal derinlikleri vardır. Ancak bu biriciklik, doğru anlaşılmadığında çocuk yetiştirmede ciddi hatalara sebep olabilir.
Aile ve İmkân
Günümüzde çocuklara yönelik en büyük yanlış yaklaşımlardan biri, onları sınırsız özgürlük ve aşırı özgüvenle büyütme eğilimidir. Her istediğini elde eden, sınır tanımayan, sürekli övgüyle beslenen çocuklar zamanla şımarıklık ve doyumsuzluk girdabına sürüklenmektedir. Ailelerin gösterişe dayalı yaşam biçimleri, zenginlik vurgusu ve başarıyı yalnızca maddî ölçütlerle değerlendirmeleri, çocukların dünyasında ciddi bir değer kaymasına yol açmaktadır. Çocuk daha küçük yaşta, hayatı bir yarış ve kendisini bu yarışın merkezinde gören bir birey olarak konumlandırmaktadır.
Teknolojinin sunduğu imkânlar ise bu süreci daha da karmaşık hâle getirmiştir. Çocukların tablet, telefon ve bilgisayarlarla erken yaşta tanışması, çoğu zaman kontrolsüz bir bağımlılığa dönüşmektedir. Özellikle şiddet, yıkım ve silah kullanımı içeren oyunlar, çocukların zihinsel dünyasında derin izler bırakmakta. Sanal dünyada geçirilen uzun saatler, çocuğu gerçek hayattan koparmakta, çocuğun empati duygusunu zayıflatmakta ve onu âdeta mekanik bir varlığa dönüştürmektedir. Oyunların kurgusal kahramanlarıyla özdeşleşen çocuk, zamanla gerçek ile hayal arasındaki sınırları kaybederek robota dönüşmektedir.
Mesai ve Çocuğun İhmali
Modern yaşamın getirdiği yoğun çalışma temposu da bu tablonun önemli bir parçasıdır. Anne ve babaların mesai yükü, çocuklara ayrılan zamanı azaltmakta, sevgi, ilgi ve rehberlik eksikliği ortaya çıkmaktadır. Geniş aile yapısının zayıflamasıyla birlikte çocuklar, dede ve nene gibi manevî rehberlerden de mahrum kalmaktadır. Bu boşluk çoğu zaman bakıcılar, kreşler ya da dijital cihazlarla doldurulmaya çalışılmaktadır. Oysa bu unsurlar, çocuğun ruhsal ve ahlakî gelişimini tek başına desteklemekten uzaktır.
Akademik Başarının Ruhsuzluğu
Akademik başarıya aşırı odaklanma, çocuğun insanî yönlerini gölgede bırakmaktadır. Saygı, sevgi, merhamet, vicdan, paylaşma ve sorumluluk gibi değerler geri plana itilirken; bireycilik, rekabet ve ben merkezcilik öne çıkarılmaktadır. "Ben bir bireyim, her şeyi kendim belirlerim." düşüncesi, rehbersiz kaldığında çocukları sınır tanımayan bir noktaya sürükleyebilmektedir. Gelenekten, kültürden ve manevî değerlerden koparılan çocuk, kimlik boşluğu yaşamaktadır. Bu boşluk onu, duygusuz ve ruhsuz bırakacaktır.
Okul Baskınlarının Perde Arkası
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta öğrencilerin okullara yönelik şiddet içerikli baskın girişimleri, bu sürecin psikolojik boyutunu ortaya çıkarmıştır. Bu tür olaylar, yalnızca bireysel bir öfke patlaması olarak değil, biriken duygusal ihmalin, değersizlik hissinin, kontrolsüz özgüvenin ve gerçeklikten kopuşun bir sonucu olarak değerlendirilmelidir. Şiddet içerikli oyunlar ve dijital içeriklerle yoğun biçimde temas eden çocukların, saldırgan davranışları normalleştirme ve sorun çözme yöntemi olarak şiddeti içselleştirme ve benimseme riskini artırmaktadır. Bu elim olaylarda da ne yazık ki şiddet bir yol olarak benimsenmiştir.
Gelinen noktada yalnızlık, değersizlik duygusu ve dikkat çekme isteği de yer almaktadır. Kendini ifade edemeyen, anlaşılmadığını düşünen ya da sürekli başarı baskısı altında hisseden çocuk, bir süre sonra içsel gerilimini dışa vuracak yıkıcı yollar arayabilmektedir. Dijital dünyada kahramanlaştırılan şiddet figürleri ile özdeşleşen çocuk, hayatı "oyun sahnesi" gibi algılayabilmektedir. Sonuç, yıkım olmuştur. Du
Maarif Modeli
Çocukların yalnızca bilgiyle değil, aynı zamanda ruh, ahlak ve karakter boyutuyla yetiştirilmesini esas alan Maarif Modeli'nin "erdem, değer, eylem" basamakları hayati bir önem taşımaktadır. Çocuğun iç dünyasında doğru ile yanlışı ayırt edebilen bir vicdan inşasını ifade eden erdem; bu sürecin kalıcı hâle gelerek çocuğun karakterine yerleşmesini temsil eden değer; bu erdemlerin davranışa dönüşmesini, iyiyi hayatına yansıtmasını sağlayan eylem. Bu üç basamak, çocuğu sadece başarılı değil, aynı zamanda iyi, duyarlı, şefkatli ve merhametli bir insan olarak yetiştirmeyi hedeflemektedir.
Fanusun İçindeki Çocuklar
Prof. Dr. Özkan Sapsağlam'ın Fanusun İçindeki Çocuklar adlı eserinde dikkat çektiği üzere, günümüz çocukları çoğu zaman "fanus" içinde büyütülmekte, gerçek hayatın zorluklarından, sorumluluklarından ve değer üretme süreçlerinden uzak tutulmaktadır. Bu korumacı fakat yüzeysel yaklaşım, çocuğun dış dünyayla sağlıklı bağ kurmasını engellemekte ve en küçük sarsıntıda kırılgan, öfkeli ve kontrolsüz tepkiler vermesine zemin hazırlamaktadır. Sapsağlam'a göre okullarda görülen şiddet eylemlerinin önemli bir sebebi de çocukların duygusal dayanıklılıklarının yeterince geliştirilmemesi ve değer temelli bir eğitimden mahrum kalmalarıdır. Özellikle okul öncesi dönemde verilmesi gereken değer eğitiminin ihmal edilmesi, çocuğun ilerleyen yaşlarda doğru-yanlış ayrımını sağlıklı biçimde yapamamasına yol açmaktadır. Bu nedenle Sağsağlam, erken çocukluk döneminde sevgi, saygı, sabır, paylaşma ve sorumluluk gibi temel değerlerin sistemli ve bilinçli bir şekilde kazandırılması gerektiğini vurgulamaktadır.

17