Uygarlığın temel dayanakları ciddi sınamalardan geçiyor. Gezegenimiz ve ülkemiz ardı ardına uyarı işaretleri verirken toplumsal kurumlarımız kendi öz amaçlarına yabancılaşıyor. Sözgelimi hukuk kurumlarımız adaleti değil adaletsizliği tesis ediyor, ekonomi kurumlarımız verimi değil verimsizliği artırıyor, sanat ve bilim kurumlarımız aydınlığı değil karanlığı kutsuyor ve eğitim kurumlarımız da bilgiyi ve bilmeyi değil cehaleti yaygınlaştırıyor.
Demokrasilerin anti-demokratik yöneticilere teslim edilmesinin sonuçları bunlar.
İşte tam bu noktada, eğitim ile demokrasi arasındaki bağı yeniden sağlamlaştırmak hayati bir gereklilik olarak önümüzde duruyor. Yeni sömürgeci anlayışların, baskıcı yönetim biçimlerinin ve çağdaş sermaye mantığının saldırılarına karşı koyabilmenin yolu, eğitimle bugün için kurduğumuz ilişkiyi baştan aşağı yeniden inşa etmekten geçiyor.
ÖĞRENME POTANSİYELİMİZİ VE OKULLARIN DEĞERİNİ HATIRLAMAKİnsanı insan dışı hayvanlardan ayıran temel farklılık, öğrenme kapasitesinin dille evrimleşerek sınırsız bir genişleme göstermesidir. Bir insan olarak uzun çocukluk dönemimiz boyunca deneyimlere derinlemesine bağımlıyızdır. Evrimsel tarihimizde bu bağımlılık sürecimiz, taklit, simgeleştirme ve iletişim yeteneklerimizin işlev kazanmasına yol açmış ve yazıyla birlikte bu yeteneklere tamamen yeni güzergâhlar açılmıştır.
Bilgiyi bedenimizin dışında saklayıp geleceğe aktarabilmemizi sağlayan yazının icadı, insanlık tarihi açısından devasa bir adım olsa da bilgi birikiminin kurumsal bir yapıyla herkese ulaştırılması ancak birkaç yüzyıl öncesine dayanır. İnsanlık açısından okulların bu geç ve zorlu kurumsallaşma süreci, öğrenme potansiyelimizi ne kadar az kullandığımızın açık bir kanıtıdır. İtiraf edelim ki uygarlık tarihi boyunca edindiklerimizi geleceğe taşıyan bu kurumların değerini, maalesef bugün bile tam anlamıyla idrak edemiyoruz. İdrak edemediğimiz için halen eğitim ve araştırma kurumlarının önemsenmediği bir dünyada yaşıyoruz.
Etrafta ne kadar çok eğitimin öneminden söz edilirse edilsin, fiiliyatta bu kurumlara ayrılan kaynaklar her fırsatta kısılmakta, öğretmenlik mesleği her fırsatta itibarsızlaştırılmakta ve sanatsal ve bilimsel çalışmalar her fırsatta görmezden gelinmektedir. Oysa insanlığın önündeki iklim değişikliği, toplumsal eşitsizlik ve özgürlük alanlarının daralması gibi devasa meselelerle baş edebilmenin yegâne yolu, eğitim ve araştırmaya gereken önemi vermekten geçer. Bunu biliyoruz. Ama yine de bu kurumlara ayrılan kaynakları her fırsatta kısarak yarınlarımızı ipotek altına almaktan çekinmiyor, gelecek nesillere karşı en ağır suçları işlemekten hiç geri kalmıyoruz! ünkü insanlık olarak eğitimin değerini halen idrak edemiyoruz!
YENİ SÖMÜRGECİLER DÖNEMİNDE EĞİTİM
Tıpkı öncekiler gibi yeni dönem sömürgecilik anlayışları da yalnızca askerî ve iktisadî üstünlük kurmayı değil, aynı zamanda düşünce dünyamıza ve kültürel dokumuza müdahale etmeyi de hedefliyor. Yakın zamanlarda hep yapılageldiği gibi bu müdahalenin en etkili aracı olarak yine eğitim sisteminin işleyişi tersine çevrilmek isteniyor. Bugünün emperyalist zihniyetleri, doğrudan müdahaleyle birlikte, eğitimin araçsal mantığını da ele geçirerek yeni yeni tahakküm biçimleri üretmeye çalışıyor.
İlerleme, pek çok araştırmacının ürettiği parçalı bilgilerin birleştirilmesi, harmanlanması ve yeni sentezler oluşturulmasıyla mümkündür. Bunu eğitim, yani somut olarak okullar yapar. Ne var ki bugün okullarımızda, sürekli sıralama ve puanlama saplantısı, öğrencileri ve araştırmacıları birbirine düşman ederek iş birliğini, dayanışmayı ve fikir alışverişini neredeyse imkânsız kılıyor.
Giderek artan biçimde acil hedeflere, meslek edinme kaygısına ve kısa vadeli kazanç beklentilerine göre şekillenen okullarımızdaki eğitim faaliyetleri belirli iktisadi çıkarların dar kalıplarına sıkıştırılıyor. Bu şekilde eğitim, kamu yararı gözeten bir hizmet olmaktan çıkarak piyasada alınıp satılan bir metaya dönüşüyor; demokratik bilinçle donanmış vatandaşlar yetiştirme ülküsü giderek soluyor. Böylece uzak geleceğe dönük tasarımlar ortadan kalkarken yakın vadede gösterilen performans için çılgınca bir koşuşturma her yanı sarıyor.
YENİ BİR TAHAKKÜM ARACI OLARAK DEĞERLENDİRME SAPLANTISIYeni emperyalist müdahalenin eğitimdeki en belirgin yansıması, öğrenme sürecini piyasa mantığına göre düzenleyen değerlendirme saplantısıdır. Ölçmeden yapılan değerlendirmeler üzerine kurulu bu saplantı, öğrencileri birbirine rakip kılarak dayanışmayı yok etmek ve onları sorgulamayan, itaatkâr bireyler haline getirmek için kullanılıyor.
Eğitimde ölçme değerlendirme, öğrencinin konuları kavrayıp kavramadığını denetlemek için başvurulan bir araçtır. Bugün ise ölçmeden de ayrılıp sistemin tüm işleyişini belirleyen ana unsur haline gelmiştir. Her şeyin notlara, sınavlara ve başarı merdivenlerine endekslendiği bir dünyada eğitimin ve öğrenmenin ne demek olduğunu unutmamızın sebebi budur. Anlama ve öğrenme sürecindeki heyecan yerine korku salgılayan bu düzen, anlama isteğini körüklemek ve öğrenme sevincini canlı tutmak yerine, boyun eğmeyi ve kurallara sorgusuz uymayı dayatıyor.
Ders programlarımız derme çatma ve aşırı derecede şişirilmiş durumda olduğu için öğretmenlerimiz –ki her geçen gün giderek azalan sayıda insan bu sıfatı gerçekten hak ediyor– içeriğin tamamını yetiştirme telaşı içinde koşuşturuyor. Bu da öğrenme kalitesini ağır biçimde yaralıyor. Hal böyle olunca öğrenciler konuları yüzeysel olarak tarayıp sınav öncesi son dakika çalışmalarıyla yetiniyor. Bu şekilde hem öğretmenlerde hem de öğrencilerde oluşan başarısızlık korkusu, okullarımızı eğitimin asıl amacı olan öğretme ve öğrenme eyleminden uzaklaştırıyor. Sonuçta, küçük yaşlarında merak ve hevesle okula adım atanlar, korkularla okuldan ayrılıp niteliksiz birer yurttaşa dönüşüyor.
Öğrenme ve anlama etkinliği, dünyayla daha dolaysız ve soyut olmayan bağlar kurmamızı sağlar. Kişisel deneyimlerimiz, bilimsel, ruhsal ve toplumsal gerçekliğin sırlarıyla kurulan bu bağlar sayesinde anlam kazanır. Okullarımız bu bağları kuramazsa anlamsız bir hayatın içine sürükleniriz. ünkü, bir atomun yapısını, evrenin genişlemesini, toplumsal dinamikleri ya da estetik incelikleri kavradığımızda, edindiğimiz bu kavrayış bize eşsiz bir entelektüel doyum sunar, bu kavrayıştan uzak kaldığımızda ise kullanışlı birer egemenlik aparatı olur çıkarız. Unutmayalım;

6