Bugün, Türkiye Cumhuriyeti 103 yaşında! Kutlu olsun!
Türkiye Cumhuriyeti sokaklarda, meydanlarda, dağlarda, tepelerde, ovalarda, nehirlerde kuruldu. Direnerek kuruldu. Direnerek var oldu. Bu ülkede cumhuriyet asla sokakta bulunmadı, ama sokaklarda, meydanlarda kuruldu. Onu saraydakiler değil, sokaktakiler, meydanlardakiler kurdu!
Evet, bugün, on yıllardır karşıdevrimcilerin insafına bıraktığımız cumhuriyetten geriye çok az şey kaldı. Karşıdevrim hiç olmadığı kadar güçlendi, yıllar içinde yalnızca iktidarı değil, tüm cumhuriyet kurumlarını da ele geçirdi. Ama tek bir şeyi ele geçiremedi: cumhuriyetin kendisini!
Bugün, cumhuriyetimiz 103 yaşında ve tehlike altında. Ama hâlâ ayakta duruyor. Zar zor duruyor, tarihinde hiç olmadığı kadar zor bir halde duruyor ayakta –ama yine de ayakta ve duruyor. Her gün kendisine işkence edilmesine rağmen durmaya devam ediyor. ünkü yıkamadılar onu!
CUMHURİYET NEDEN YIKILMADIHer birimiz biliriz; yasanın üstünde bir şey varsa cumhuriyet olmaz. Yozlaşmış bir rejimin en açık işaretidir bu; yasaların değil başka şeylerin egemen olması. Bu yüzden önce bunu yaptılar, yasaların içlerini boşaltıp anayasayı kullanılamaz hale getirdiler. Ama olmadı, cumhuriyet böyle yıkılmadı. Yıkılmadı, çünkü yasaların etik etkiler üretmesi için gereken zaman çoktan geçmişti; yurttaşlarını yasallık zemininde buluşturan cumhuriyet ile yurttaşları arasındaki bağ çoktan sağlamlaşmıştı.
Gördüler bunu, ama pes etmediler. Tehditlerle yol almaya kalktılar bunun üzerine. Tehdit ederek yıkmak istediler cumhuriyeti. Fakat bu da işe yaramadı. Cumhuriyet yine yıkılmadı! Neden ünkü, devrimle kurulmuş bir ülkenin tehditlerle hizaya çekilemeyeceğini anladılar.
Fakat yine pes etmediler. Yaptıkları tehditleri hayata geçirdiler bu sefer. Baskı kurdular, kurdukları baskıları artırdıkça artırdılar. Zulmettiler, yapabildikleri her kötülüğü yapmaya koyuldular. Ama cumhuriyet yine yıkılmadı, yine ayakta kaldı! Yıkılmadı, çünkü tehdit gerçekleşmemiş bir gelecek olarak kaldığı sürece korkutan bir silahtır, kullanıldığı an tüm korkutma etkisini yitirir –çünkü olan olmuştur artık, korkuyla yüzleşilmiş, tehdit sona ermiştir.
İşte şimdilerde ısrarla bunu yapmaya devam ediyorlar. Baskıları artırdıkça artırıp bulabildikleri her araçla cumhuriyete zarar vermeye çalışıyorlar. Zarar veriyorlar ama cumhuriyeti yıkamıyorlar. Ve bu noktadan sonra artık asla yıkamazlar!
Yıkamazlar, çünkü baskılar belirli bir noktaya kadar korku üretir; ancak o nokta aşıldığında korku öfkeye, öfke de devrimci bir enerjiye dönüşür. İşte ülkece tam da bu noktanın aşıldığı anlardayız bugün.
Evet, hainler ve ihanet edenler çıkıyor bir bir. Ancak ihanet yolu, yalnızca korkunun giderilmesi değil çıkarın korunmasını da talep eder. ıkarın korunması için kaynak gerekir, ancak karşıdevrimcilerin kullanabilecekleri kaynakları da kalmadı artık, sıfırı tükettiler!
Peki, bunca zamandır niye yıkmak istediler cumhuriyeti Neden cumhuriyetle olmak yerine cumhuriyetin karşısında durdular hep
KİM BU CUMHURİYET KARŞITLARIKuşkusuz belli başlı dört kesim var: dinciler, liberaller, etnikçiler ve emperyalistler. Aslında sonuncusu ilk üçünü belirleyen tek başat aktör. Diğerleri ya cahil birer eşlikçi ya da çıkarcı birer işbirlikçiden başka bir şey değil. Yıllarca bunun aksini iddia ettiler, bunun üzerine politika yaptılar ama işte bugün çıplak gözlerimizle görüyoruz, her birinin nasıl yan yana hizalanıp nasıl el sıkıştıklarını. Tüm maskeleri indi.
Peki ne diyordu bu zihinler cumhuriyeti yıkmak için Sadece şunu dediler hep: Cumhuriyetten önce muhafazakâr, dindar ve ahlaklı bir toplum yapımız vardı. Cumhuriyet bu yapıyı yıktı, halifeliği kaldırdı, hukuk ve sosyal yaşamı laikleştirerek dini özel alana hapsetti. Devletin dini kaldırıldı, dinsel ve geleneksel tüm kurumlar yerle bir edildi. Tüm bunlardan dolayı geçmişle olan bağımız koparıldı toplumsal yapımız bozuldu ve tümüyle olmadığımız bir şeye ahlaksız bir şeye dönüşmeye başladık. Cumhuriyet ahlakımızı bozdu.
Ne kadar basit bir özet değil mi Ama bir özet değil bu; yüzyıldır tekrarlanan, irili ufaklı her toplantılarında dile getirdikleri, dahası üzerine kitaplar, doktora tezleri yazarak hacim kazandırmaya çalıştıkları kocaman bir safsata! İşte bütün mesele bu. Ve 103 yıldır bu safsatayla uğraşan bir cumhuriyetiz biz.
Gerçekler hep şunu söylüyor oysa: Hayır, cumhuriyetten önce muhafazakâr ve dindar bir toplum yapımız değil, din istismarına dayanan hesap vermeyen bir yönetim yapımız vardı. Cumhuriyet tam da bu yapıyı yıktı. Din istismarı üzerine kurulu, yozlaştıkça yozlaşan yönetim kurumlarını ya yasallık zeminine çekti ya da tümüyle ortadan kaldırdı. Kamu görevlilerini hesap verebilir kıldı. Sosyal yaşamı laikleştirerek yurttaşları itaat etmeye değil, sorumluluk almaya davet etti. Geçmişle bağımızı koparmadı. Geçmişi hükümdarların hayat öykülerinden çıkarıp tüm yurttaşların kültürü olarak kucakladı! Böylece bu ülkeyi, tam da olduğu şeye, bu topraklarda yaşayan insanların öyküsüne, öykülerine dönüştürdü. Yurttaşları ahlak bekçiliği olarak kullanıp bir kenara atan yöneticilerden kurtarıp onlara yönetime bizzat katılan, sorumluluk alan erdemli yaşamlar sürme olanakları sundu.
İşte, şimdi bu gerçekleri her zamankinden daha çok işitiyor, daha çok anlıyoruz. Cumhuriyet olmazsa ne olacağını görüyoruz!

25