Bir asır önce Kurtuluş Savaşı'nda o denli şeyden kurtulmuştuk ki, bu savaştan sonra kurtulamadıklarımız yüzünden bugün bu savaşın ismi okul kitaplarımızdan çıkarılıyor. Peki bugüne dek nelerden kurtulamadık da bu noktaya geldik Bu yazı buna ilişkin bazı tespitler ve kurtuluş yöntemi için kaleme alınmıştır.
KURTULAMADIKLARIMIZSeyirci duruşundan kurtulamadık! ünkü mücadelenin doğuracağı sonuçlara katlanmak yerine, olup biteni uzaktan estetize eden bir gözlemci olmakla yetindik hep!
Bu gözlemci bilincinden kurtulamadık! ünkü her türlü bağlanmayı "tarafgirlik" diye damgalayan rölativist reflekslerin kolaycılığında, kurulan her ilişkinin sorumluluğunu atanlardan olduk rahatça!
Rölativist refleksin ardına sığındığımız bürokratik usulden de kurtulamadık. ünkü eylemin etik ağırlığını, prosedürün mekanizmasına devrederek kendi vicdani yükümüzden sıyrılmanın yolunu bulduk her seferinde!
Sıyrılma yolunu açan bu söylemlerden de kurtulamadık hiç! ünkü teknik jargona sarılmak, söylenenin ardındaki etik çağrıyı duymazlıktan gelmek için en ustaca taktikler geliştirdik durmadan!
Taktiksel ferahlıktan hiç kurtulamadık! ünkü her şeyin "karmaşık" olduğunu haykıran tavırlarla basitçe yapılabilecek iyilikleri bile eylemsizliğe mahkûm ettik zihinlerimizde!
Bu tavırların beslediği tarihsel kadercilikten de kurtulamadık! ünkü geçmişin belirlediği zincirlerden söz ederken, işte tam o anda zincirleri biraz olsun gevşetme cesaretini göstermekten kaçındık hep!
Tarihsel kaderciliğin felç ettiği iradeyi erteleyen ütopik hayalcilikten de kurtulamadık! ünkü kusursuz bir gelecek kurmadan önce şimdiki en küçük adımı atmayı hep "yetersiz" buluverdik süratle!
Kusursuzun bekçiliğini üstlenen mağduriyet anlatısından da kurtulamadık hiç! ünkü "Her seferinde sistem kazanıyor" diyerek kendi eylem gücümüzü gönüllüce teslim etmenin bir yolunu bulduk ve teslimiyeti derin bir hakikat olarak benimsedik!
Teslimiyeti hakikat kılan entelektüel gösterişten bir türlü kurtulamadık! ünkü erdemli görünme kaygımız, gerçekten erdemli olmanın getirdiği yanlışlanma riskine üstün geldi yaşamlarımızda!
Ve entelektüel gösterişin sorumluluğu öteleyen en kestirme yolu "gelecek kuşaklara emanet" söyleminden de kurtulamadık! ünkü emaneti bugün teslim almanın tamiri zor yükünden kaçtık hep!
Bu öteleme pratiğinin en sofistike biçimi olan salt eleştiri konumundan da kurtulamadık! ünkü eleştirinin arkasına gizlenerek, eleştirdiğimiz her şeyin yerine hiçbir yeni taş koymamanın rahatlığına alıştık!
Salt eleştirinin kendi meşruiyetini sürekli yenileyen döngüsünden de kurtulamadık! ünkü bu döngüyle eleştiriyi bir amaç hâline getirerek eylemi sürekli erteleme olanakları bulduk!
Sığ eğitim anlayışlarından hiç mi hiç kurtulamadık! ünkü sorgulamayı değil, itaati ödüllendiren zihinlere güvendik hep!
Dar dil kalıplarından kurtulamadık! ünkü kavramları taşıyacak, kavramlarla tartışacak sözlerle değil; gündelik prangaları aşmayan, onları her seferinde yeniden üreten sözlerle yaşamayı seçtik durmadan!
Kendi gerçekliğimizi anlama korkusundan da kurtulamadık! ünkü yurttaş olma sorumluluğu yerine korunaklı, konforlu yaşayıcılar olmaya kafa yorduk hep!
Eğitimi dar bir memuriyet basamağına indirgeyen zihniyetten hiç kurtulamadık! ünkü sorgulayan, direnen, mücadele eden bireyler olmamızı isteyen öğretmenlerimize değil, risk almadan "garantili bir iş" kapmamızı salık veren büyüklerimize kulak verdik hep!
Kaskatı bir güvence arayışından hiç kurtulamadık! ünkü bilgiyle, bilmeyle, öğrenmeyle yaşamayı öğretenleri değil, sınav kazanma taktiği satanları dinledik hep!
Ve bütün bu kurtulamayışların altında yatan asıl mesele olan cehaletten de karanlıktan da hiç kurtulamadık! ünkü eğitimi bir sorun cehaleti bir mutluluk olarak düşündük hep!
Cehalet, bilinmeyenin karanlığı değil; tam da bildiklerimiz karşısında sorumluluk almayı reddeden iradenin, bu reddiyeyi nihai bir kader gibi sunmasıdır. Cehalet, yalnızca bilgisizlik değil; edindiğimiz bilgiyi ortak iyiliğe, adalete ve özgürlüğe dönüştürememe hâlidir. Ve bu hâl, her seferinde meşruiyetini tazeleyerek bizi kuşatmaya devam etti, ediyor...
İşte bu cehalet hali, en yakıcı karşılığını "hainlik" meselesinde buluyor bugün.
Hainlerden de bu yüzden kurtulamadık! ünkü onları hep dışarıda, "öteki" tarafta aradık; oysa hainlik, kendi safımızda, sessiz kalanlarda, söyleyip de yapmayanlarda, bildiği hâlde susanlarda ortaya çıkan bir gerçektir; biz bu gerçekle yüzleşmeyi ne yapıp edip hep erteledik!
Ve korkularımızdan, korkulardan da kurtulamadık! ünkü korkuyu yenmek yerine onu meşrulaştıracak gerekçeler ürettik; sokakta, okulda, evde, iş yerinde korkuyu bir "tedbir" gibi paketledik ve cesareti akılsızlıkla eş anlamlı kıldık!
Bu yüzden ikiyüzlülerden de kurtulamadık! ünkü ikiyüzlülüğü yalnızca başkalarının ayıbı saydık; kendi söylemimizle eylemimiz arasındaki uçurumu görmemekte ustalaştık ve her eleştirimizin ardına, bizi de kapsayan bir aynayı koymaktan özenle kaçındık!

5