Ön not: Bu diyalog, "Hakmana ya da 'kimsesizlerin kimsesi' üzerine" adlı yazımın devamıdır. Bir bütünlük için ilk diyalogla birlikte okunmasını öneririm.
***Ekhekrates: Phaidon, sen o gün orada mıydın Sokrates'in Hak Ana'yla vedalaştığı o son ziyarette Kimler vardı yanınızda, az mıydınız, çok muydunuz
Phaidon: Oradaydım, Ekhekrates. Hem de en yakınında. ok değildik elbette, ama az da değildik. Kriton vardı, Simmias, Kebes, Platon, ben ve birkaç genç daha.
Ekhekrates: Söyle bana o halde. Hak Ana, giderken ne dedi Sokrates, onunla son kez neler konuştu Duydum ki, cumhuriyetin temeli üzerine konuşmuşlar. Doğru mu
Phaidon: Doğru. Ama anlatması kolay değil. ünkü konuştukları, bildiğimiz konuşmalara benzemiyordu hiç. Hem bir ara Hak Ana, "Dur, Sokrates ben de senin gibi konuşayım" deyip öyle şeyler söyledi ki, bu söylediklerini unutmamak için gençler, vedalaştıktan sonra yanlış bir şey hatırlamayalım diye kelimesi kelimesine ne söylediğini bellettiler birbirlerine.
Ekhekrates: İyice merak ettim şimdi, anlat, Phaidon. Tam başından anlat, kim ne demiş, kim nerede durmuş, kim ne zaman susmuş. Hiçbir şey atlamadan anlat.
Phaidon: Endişe etme, Ekhekrates. Öyle bir belledim ki o günü, tek bir şeyi atlamadan, hepsini tek tek anlatacağım sana.
Ekhekrates: Hadi anlat. Anlat ki, ben de başkalarına anlatayım bu büyük vedayı.
***Phaidon: O gün, kendisi akşam yola çıkmak istediği için ikindi zamanlarında vardık Hak Ana'nın yanına. Kapısını çaldığımızda açtı hemen. "Geldiniz mi gençler. Geldin mi, Sokrates" dedi.
Sokrates: Geldik Hak Ana, geldik. Vedalaşmadan ayrılmak yakışmaz dost olana. Gidiyorsun demek, getirip bıraktıklarım yeter diyorsun bizlere
Hak Ana: Gitmeyip de ne yapayım Sokrates Baksana, sabah akşam kendimi taşıtır oldum sizlere! İnsan dediğin yük taşımalı, yük olup taşınmamalı öyle. Hem... bıraka bıraka...
Bu anda Sokrates hemen sözünü kesti: "Sakın o ağzına gelen sözleri ses edip var etme, Hak Ana! Kulaklarımız işitip kirlenmesin haksız ve yanlış olanla! Sen, koskocaman bir soru bırakıyorsun buralara. Ellerine bak! Şu nasırlı ellere bakıyorum da, bu eller, bir ömür ne işler gördü, o koskocaman soruyu kendi başına nasıl emeklerle ördü
Hak Ana: Gene deli deli konuşuyorsun Sokrates! Ne iş görecek, bu eller Tütün dizdi, ocak yaktı, yemek yaptı. Takmışsın bir soruya, "soru örmek" de ne demek Ellerle yorgan örülür, kazak örülür, yelek örülür... Soru mu örülür hiç
Sokrates: Örülür elbette! En güzel sorular ellerle örülür! Ama şimdi dur, dinle. Veda etmeden, tam şimdi burada, bir şey daha sormak istiyorum sana. İlk tanıştığımızda "kimsesizlerin kimsesi" olan cumhuriyeti konuşmuştuk. Şimdi, bu veda anında, cumhuriyetin temelini sormak istiyorum sana. Sence cumhuriyetin temeli nedir
Hak Ana: Başladın gene, Sokrates! Ben mi söyleyeyim bunun ne olduğunu Bilmem, Sokrates, ben böyle şeyler bilmem... Sen de bilirsin ama, düğün olur, dernek olur; birileri en baş köşelere oturur, uzun uzun bunları konuşur. O onu yapmış, bu bunu yapmış derler. O öyle olmalı, bu böyle olmalı derler, dururlar. Benim gibilerse ne baş köşelerde oturur, ne de böyle şeyler konuşur. Zaten benim gibilerin böyle konularda diyebileceği bir şey de yoktur.
Sokrates: Ama sen de düşünmez misin bu konuşulanları Bir şey demek istemez misin hiç Hem, hiçbiri de gelip sormadı mı sana, "Hak Ana, sen ne diyorsun bu konuşulanlara" diye.
Hak Ana: Soranlar oldu elbet... Olmaz mı hiç! Azdılar, ama bu az olanlar önce gelip bana hâl hatır sorarlar, sonra konuşanları susturup, senin yaptığın gibi, benim dediklerimi dinletirlerdi onlara.
Sokrates: Şimdi de bunu yapalım işte! Senin hâlini hatırını soranlarla konuştuğun gibi konuş bizimle de. Onlara nasıl diyorsan, bize de öyle de. Hadi söyle, cumhuriyetin temeli nedir, sence
Hak Ana: Ne diyeyim, Sokrates. Dilim dönmez ki pek. O insanlara ayıtabildiğim kadar söz ayıttım ben. Ama şimdi, sen, "soru, soru" deyip duruyorsun ya, birinde, benim en küçük olana, bir hocası demiş "Bir sorun gibi değil bir soru gibi yaşamalısın" diye. ocuğum da bana anlatırken, "Sen, bu sözden ne anlıyorsun, Hakmana" diye sorduydu.
Sokrates: Sen ne dediydin Hak Ana
Hak Ana: Bir şey diyemedim elbette. Ama sonra kendi kendime düşündüm epey, "Ben bir soru muyum, yoksa bir sorun muyum" diye.
Sokrates: Soruyu nasıl da yüklenmişsin hemen! Sonra
Hak Ana: Sonra bildiğim pek çok sorun olduğunu ama tek bir soru dışında hiçbir soru bilmediğimi fark ettim.
Bu anda, bütün gençler kıpırdanmaya başladı. Hepimiz birden heyecanlanmıştık. Öyle ki, Kriton'la Platon, Sokrates'ten önce "Tek bir soru mu Neydi o tek soru" diye atıldılar hemen. Sonra Simmias'la Kebes, bizlere el edip durdurdu.
Sokrates: Gördün mü, nasıl heyecanlandırdın bizleri! Söyle hadi, Hak Ana, neydi o tek soru
Hak Ana: Ne olacak, Sokrates! O az olanların bana sorduğu soruydu elbet. Hâl hatır sormak dışında hiçbir soru bilmem ki ben!
Sokrates: "Hâl hatır sormak", demek. Benim bildiğim tek soru hâl hatır sormak, diyorsun...
Hak Ana: Dur, Sokrates, sözümü kesme şimdi! İzin ver, ben de senin gibi konuşayım biraz. Cumhuriyetin temelini sordun bana. Ben de diyorum ki sana; cumhuriyetin temeli hâl hatır sormaktır, hâlden anlamaktır! Sen olur olmaz sözleri birbirine katıyorsun ya öyle, bekle de ben de katıp karıştırayım biraz. Cumhuriyetin de bizim gibi elleri vardır, Sokrates. Bu eller tutar benim gibilerin ellerini. Ama o elleri kırmaya çalışanlar olur hep. İşte bu elleri kırmaya çalışanlar güçlendi miydi bir, yıllarca bu ellerin ne yapıp ne yapmadığını, neyi yapıp neyi yapmaması gerektiğini o uzun uzun konuşanlar var ya, işte onların çoğu zorluk gördü mü kaçan, fırsat buldu mu ihanet edenlere dönüşür hemen! Ben bu yüzden pek dinlemem onların çoğunu, çoğuna hiç güvenmem. Bak işte, ben gidiyorum ya şimdi, benim gibiler gidiyor ya şimdi; cumhuriyetin ellerini, ayaklarını kırmaya çalışanlar doluşuyor yine etrafa. O bilmedikleri tek bir şey olmayanlar, nasıl daha iyi korkacaklarını konuşuyorlar şimdi. Oysa benim gibi hiçbir şey bilmeyen, korkuyu ne bilsin! Dedim ya hem ben hem de benim gibiler sadece hâl hatır sormayı, hâlden anlamayı bilir. Bu yüzden zorluk gördük mü kaçmayız biz, bir olup, birlik olup var kalırız yine. Ne olursa olsun hep var kalmayı biliriz sadece. Kuşkusuz hiç de gizli, hiç de özel bir bilgi değildir bu. Ama çok önemli, çok derin bir bilgidir. Ancak sanma ki, bilmiyorum senin sözü nereye getireceğini! Cumhuriyetin temeli dediğin şeye "adalet" derler elbette. Adını biliyorum. Ama adalet dediğin, çok büyük çok değerli bir sözdür. Oysa hâl hatır sormak küçük, küçücük bir söz! Doğrusu ben ne cumhuriyeti ne de adaleti bilirim. Gerçekten de hayatım boyunca bir kez olsun, "Adalet nedir Cumhuriyet nedir" diye düşünmedim hiç. Hiç kafa yormadım böyle şeylere. Ama bir yaşlıya, bir çocuğa, bir muhtaca gidip "Bir ihtiyacın var mı" diye sormasını hep bildim.

5