Eğitim ve direniş

Cumhuriyetin ilk döneminde gençlik, tam da olduğu şey olarak, ülkenin geleceğini inşa edecek özne olarak konumlandırılmıştı; bugün ise ülkenin değil iktidarın geleceğini güvende tutacak bir nesne olarak konumlandırılmaya çalışılıyor. İşte en somut karşılıklarını görüyoruz bunun; bugün ülkemizde her dört gençten biri iş ya da okul yaşantısında bulunmuyor. Yani toplumsal yaşamla bir bağ kurmuyor! Toplumsallaşmıyor! Hal böyle olunca, ortaya cumhuriyetin özerk, eleştirel, ilkeli yurttaşı yerine; karşıdevrimin mukaddesatına bağlı, itaatkâr, cemaat kimliğini bireyselliğine tercih eden "kindarlar" alıyor.

Şunu yaşıyoruz: ancak ve ancak cahilliğin üzerinde ayakta kalabileceğini çok iyi bilen karşıdevrim; bir yandan kendi sınıfsal tabanını genişletmek için toplumun büyük kesimini niteliksiz okullarda oyalayıp cahilleştirirken, diğer yandan da yönetim kademesinin sürekliliğini sağlamak için yurtiçindeki ya da yurtdışındaki seçkin okullarda kendine koşulsuzca bağlı kalacak "kindar burjuvazi" yetiştiriyor.

Eğitimi araçsallaştırarak gençliği özneden nesneye dönüştüren klasik bir faşist yönetim taktiği kullanılıyor yani.

Bu noktada, bu hafta açıklanan TÜİK'in 2025 ulusal eğitim istatistiklerini yandaş medyanın "eğitim seviyesi yükseliyor" şeklinde sunması hiç de bir tesadüf değil. Niteliğin yerini nicelikle örtmeye çalışan gayet bilinçli karanlık bir zihnin söylemi bu. Eğitim seviyesinin okullaşma oranlarıyla veya birtakım nicel verilerle ölçülemeyeceğinin bilinmesine rağmen kullanıma sokulan karanlık bir söylem. Bilginin, eleştirel düşüncenin ve yurttaşlık bilincinin tasfiye edilmeye çalışıldığı bir ortamda, her geçen gün değer kaybeden diplomaların eğitim seviyemizin müthiş bir şekilde gerilediğini apaçık bir şekilde görmemize rağmen önümüze konan bir söylem.

CUMHURİYETİN ÖZGÜRLEŞTİRİCİLİĞİNDEN KARŞIDEVRİMİN BOYUNDURUĞUNA

Eğitim, bir toplumun kendini yeniden üretme biçiminin billurlaştığı alandır. Cumhuriyetin kuruluşunda eğitim, Aydınlanma düşüncesine dayanıyordu. Tevhid-i Tedrisat, din eğitiminin devlet denetimine alınması, kızların (kız çocuklarının değil!) okullaşması gibi adımlar bireyin vesayetten kurtuluşunu, aklın özerkliğini ve eleştirel öznenin inşasını hedefleyen güçlü bir felsefenin pratikleriydi. Kısacası cumhuriyet için eğitim, hem kul olmaktan yurttaş olmaya giden bir yol hem de bu yolda dogmalara değil akla güvenmeye işaret eden bir ufuktu.

Ancak, 1980 sonrası ve bilhassa AKP iktidarıyla birlikte bu felsefe, laiklik ilkesini mahkûm ederek kendi dogmatik değerlerini dayatanlar tarafından adım adım tersyüz edilmeye çalışıldı. "Kindar bir nesil yetiştirme" söylemi, bu tersyüz etmenin veciz ifadesi olarak tarihimizdeki yerini çoktan aldı.

Bu tersyüz etme için neler yapılmadı ki Zorunlu din dersleri, 4+4+4 kesintili eğitim, imam hatip okullarının yaygınlaştırılması, evrim teorisinin müfredattan çıkarılması, seçmeli olmayan seçmeli derslerin hacimsel artışı, EDES, öğretmenlere dayatılan manevi rehberler, eğitimin "e"sini bile bilmeyenlerin yaptığı karanlık eğitim çalıştayları, tehditler, baskılar derken nihayet model bile olmayan bir eğitim modeli olarak Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kondu önümüze. Ancak işte ne kadar uğraşılırsa uğraşılsın ne yapılırsa yapılsın bir türlü istenen nihai sonuç alınamadı. Neden