Bir metnin özgün anlamını bozmadan onu yeniden daha etkili bir şekilde ifade etmeyle oluşturulan sözlere parafraz denir.
Tarihteki ünlü isimlere ilişkin pek çok ifade aslında birer parafrazdır. Ve titiz bir şekilde üretilmiş parafrazlar metinler arası düşünmeyi öğretmesi bakımından oldukça kullanışlı ve verimlidir.
Bu şekilde tarihteki en ünlü parafrazlardan biri muhtemelen filozofun ölümünden yüzyıllar sonra üretilen "Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir" şeklindeki sözdür. Esasen Platon'un hiçbir diyalogunda Sokrates bu söz dizimiyle oluşan bir cümle kurmaz ancak ünlü Savunma eserinin 21d pasajındaki ifadeler ve filozofun felsefe anlayışı dikkate alındığında bu söz ironinin ve sorgulamanın değerini göstermesi bakımından Sokrates'e çok "yakışır". Bu yüzden buna doğru ya da başarılı bir parafraz örneği diyebiliriz.
Ancak çoğu parafraz bu başarıyı göstermez. Aksine atfedildiği kişinin düşüncesini ciddi şekilde çarpıtan sonuçlar da verir bazen. Kuşkusuz buna en iyi örnek de Machiavelli'nin düşüncesini anlatmak için yapılan "Amaca giden her yol mübahtır" sözüdür. Bu parafrazın kaynağı olarak gösterilen Prens adlı eserin 18. bölümünde söylenen söz tam olarak şudur: "Tüm insanların ve bilhassa hükümdarların eylemlerinde başvurulabilecek bir merciin bulunmadığı durumlarda sonuca bakılır." Esas ifadelerdeki bağlamın nasıl koparıldığını gösteren buna da yanlış ya da başarısız bir parafraz örneği dememiz gerekiyor. Öyle ki, bu başarısız parafrazdan dolayı yazarın ismini yüzyıllardır çok haksız bir şekilde anıyoruz.
***
Tarihte bu şekilde yüzlerce başarılı ve başarısız parafraz örneği vardır. Şöyle denebilir: parafrazlar bir bakıma bir "yakıştırma"dır, şayet Sokrates örneğinde olduğu gibi "yakıştırabilirseniz" başarılı, Machiavelli örneğinde olduğu gibi "yakıştıramazsanız" başarısız bir parafraz yapmış olursunuz.
Ancak başarılı ya da başarısız hiç fark etmez, parafrazların da bir sınırı vardır. ünkü anlamı yeniden ifade etmek ile başka bir anlam var etmek arasındaki çizgi aşıldığında, artık parafrazdan değil, düpedüz uydurmadan söz etmek gerekir. İşte günümüzde sıkça karşılaştığımız uydurmalar da tam da bu sınır ihlalinin ürünüdür.
UYDURMA ENFLASYONUBugün internet ve sosyal medya kültürü içinde artık başarısız parafrazlardan da ötesini yaşıyoruz! Günümüzde aslında düpedüz bir uydurma olan çoğu söz, çok rahatlıkla birilerine atfediliyor ve çoğunluk tarafından bu söz, o kişiye aitmiş gibi olur olmaz yerlerde olur olmaz eminliklerle kullanılıyor.
Bu konuda deyim yerindeyse tam bir uydurma enflasyonu yaşıyoruz.
Ülkemizden örnek verelim. Eskiden Deniz Baykal ve Tansu iller'in şimdilerdeyse mevcut cumhurbaşkanının sıkça kullandığı "İnsanı yaşat ki devlet yaşasın" sözüne bakalım.
Elbette Şeyh Edebali'nin böyle bir sözü yok, dahası yaşadığı dönemde hiç de bugünkü anlam içerimleriyle kullanılmayan "devlet" kavramına ilişkin bu sözün başkası tarafından söylenme ihtimali bile yok.
Yok! Ama bazı siyasetçiler için bunun bir önemi de yok! Daha kötüsü ise öğrencilere doğruyu öğretmek için yapılan eğitime bakan MEB için de bunun bir önemi yok —öyle ki birkaç yıl öncesine kadar bu söz bir gerçekmiş gibi birçok ders kitabında yer alıyordu; yapılan dönütler sonrasında bunların birçoğu kaldırıldı ancak adabımuaşeret gibi bazı derslerin kitaplarında halen olduğu gibi duruyor!
Bazıları bu sözün Tarık Buğra'nın 1983 tarihli Osmancık romanındaki Ede Balı'nın ağzından kurgusal olarak söylendiğini belirtiyor —olabilir, bu romanı okumadığım için bu kısmını ben bilemiyorum.
Peki ilgili herkesin açık bir şekilde uydurma olduğunu bildiği böyle bir söz; nasıl oluyor da önünde uzman, doktor, doçent, profesör unvanları bulunan insanlar tarafından kaleme alınan ders kitaplarında yer alabiliyor Hadi aldı; denetim için kurulan komisyonlardan bu uydurmalar nasıl geçebiliyor
Artık bu soruların yanıtlarını çok iyi biliyoruz: umurlarında değil!
***
Esasen bazı uydurmalar her zaman bu kadar açık şekilde sırıtmaz. Tarihsel gerçekliğe aykırı olmalarına rağmen atfedildikleri kişinin karakterine, düşüncesine ya da dönemin ruhuna öylesine iyi oturur ki, sanki gerçekten ona aitmiş gibi görünürler. Ki bu bakımdan çok daha tehlikelidirler, çünkü doğru gibi görünmelerinden dolayı çok ikna edicidirler.
Sözgelimi, Napoleon Bonaparte için bu şekilde yapılmış gayet güçlü uydurmalar vardır. Gerçekte ne "Para, para, para" ne de "Herkes kendisinde eksik olan için savaşır" sözleri ona aittir. Aslında bu sözlerin ilki tarihte Gian Giacomo Trivulzio gibi birçok ünlü komutana atfedilen bir klişedir; ikincisi ise Louis Garneray adlı bir ressamın 1851'de yayımlanan "Voyages, aventures et combats" (Seyahatler, Maceralar ve Savaşlar) adlı anı kitabının 18. bölümünün başlarında Fransız bir korsanla bir İngiliz subayı arasında geçen bir pasajın parafrazıdır —ki bu eserde geçen anının bile bir uydurma olma ihtimali yüksektir. Ancak bu iki söz de

2