Bugünlerden sonra

Soru şu: bütün bunlardan sonra ne olacak ünkü sadece bugünle kuşatılmış bir durağanlık değildir yaşam; daima bir de sonrası vardır: bir akış vardır, bir yol alış, bir varış ve her seferinde yeniden yeni bir yola çıkış.

Artık, sonramız adım adım yaklaşıyor: Dünyada bu savaşlardan sonra ne olacak Bu hileler, yolsuzluklar, bu hukuksuzluklardan sonra ne olacak

Yaşamlarımızda olduğu gibi politikada da sonra konusu asla basit bir konu değildir!

Ülkemizde ve gezegenimizdeki yetki sahipleri "Şimdi, hiçbir kurala, hiçbir ilkeye uymadan bunları, bunları yapıyoruz" diyorlar. Peki sonra ne olacak

CEHALETİN DONMUŞ ŞİMDİ YANILGISI

Cehaletin egemenliğinde sonra sorusu tehlikeli bir boşluktur! Cahiller, sonrayı düşünmez hiç, yapıp etmelerinin sonuçlarını hesaplamazlar; şimdi, yapabiliyorlarsa yaparlar, çalabiliyorlarsa çalarlar, vurabiliyorlarsa vururlar, yalan söyleyebiliyorlarsa söylerler, kaçabiliyorlarsa kaçarlar, çiğneyebiliyorlarsa çiğnerler, ihanet edebiliyorsa ederler!

Peki sonra Tekrar edelim; cahillerin yaşamında bir sonra yoktur! Yarınsız yaşar onlar ve dünsüz de yaşarlar. Ne bir geçmişleri ne bir gelecekleri vardır! Şimdilerinde kök salan bir geçmişleri yoktur, geleceklerini taşıyacak bir gövdeleri de olmayacaktır. Donmuş bir zamanda yaşadıklarını sanırlar, yaşamı donmuş birer anlar toplamı sanırlar.

Kısacası, şimdiye tıkılmış, hep şimdide kalan, hep şimdiyle meşgul olan bir ahmaklıktır cehalet ve sadece şimdide yaşayan birer ahmaktır cahiller!

Sonrayı herkes düşünemez; daima bir belirsizlik olan sonrayı kavramak, anlamak ve öngörebilmek için eğitilmiş zihinler gerekir. Yeterli güce ulaştığını sandığında her şeyin donduğunu sanan cahil zihinler yapamaz bunu; hazır düşünce paketleriyle yetinmeyen, hazır yanıtlarla yaşamayan, soru soran eğitimli zihinler yapabilir ancak.

Totaliter rejimlerin, bilhassa faşizmin en büyük amacıdır sonrayı dondurmak: asla olmayacak olana yatırım yapmak. Ama totaliter rejimler biter! Faşist rejimler biter! Diktatörlükler biter! ünkü, zaman akar. Zaman daima akar; bugün düne, yarın bugüne dönüşür. Ve hep bir sonra gelir durmadan.

İnsanlık tarihinde birileri bir senaryo yazıyor ve biz insan tekleri de bu senaryodaki rollerimizi yaşayıp gitmiyoruz bu hayattan. Olan biten her şeyden etkileniyoruz, evet; ama aynı zamanda etkiliyoruz da! Bu yüzden kimse, hiçbir güç sonramızı donduramaz, sonramızı elimizden alamaz!

SONRAMIZ YAKLAŞIYOR!

Peki, Anadolu Devriminin başarısından bu yana, yolsuzluklar, darbeler, muhtıralar ve asla bitmeyen politik ve ekonomik krizlerle boğuşan bir ülke olan Türkiye için sonra nedir

Ülkemizde bir gün sonra ne olacak, bir hafta sonra, bir ay sonra, bir yıl sonra, on yıl sonra ne olacak

Tamam, çok uzağa gitmeyelim. Önümüzdeki seçimlerden sonra ne olacak AKP'den sonra ne olacak Bu "şahsım rejimi"nden sonra ne olacak O gün geldiğinde bugün olan bitenlere nasıl bakılacak Bugün faşizmle yan yana poz verenler o gün ne yapacak

Faşizm sonrası ne olur Üç olasılık var: birinci olasılık faşizmin belli bir süre kalıcılaşması, ikinci olasılık ülkenin çöküşü, üçüncü olasılık demokratikleşme ya da devrimci dönüşüm.

Peki, biz hangi olasılığa daha yakınız Baskılar gün be gün artıyor ve gün be gün etnikçisi, çıkarcısı, fırsatçısı, ırkçısı, cinsiyetçisi, dincisi, mezhepçisi, korkağı, döneği, satılmışı, suskunu, hırlısı, hırsızı, butlancısı, yalancısı, dolancısı bir bir sıraya dizilmiş kötülükle el sıkışıp rozet takıyor.

Peki, hal böyleyken bundan sonra ne olacak Yanıt şu: güçle yürütülmeye çalışılan bir baskı rejimi baskıyı artırdıkça değil, azalttıkça ayakta kalabilir. ünkü baskı ve güç arasında ters orantılı bir korelasyon vardır; yani sanıldığının aksine baskı artıkça baskıcı rejimlerin gücü de artmaz, tam aksine azalır! Bir başka ifadeyle artan baskılar, baskıcı rejimlerin artan gücünü değil, artan kırılganlığını gösterir.