Tevfik Fikret, Türk edebiyatında çok tartışılmış bir figür. Sebebi, şiirinden çok din, Osmanlılık ve Türklük hakkındaki fikirleri. Örneğin "Tarih-i Kadim"de Tanrı'nın, cennet ve cehennemin olmadığına dair düşünceler ileri sürdü hatta bu düşünceleri sebebiyle Mehmet Âkif'le de tartıştı. Babanzade Ahmet Naim bu eseri savunan Rıza Tevfik'e hitaben "Tevfik Fikret'e Dair. Filozof Doktor Rıza Tevfik Beyefendiye" başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Yakup Kadri'nin "Gençlik ve Edebiyat Hatıraları"nda çeşitli şair ve yazarların yanı sıra Tevfik Fikret de yer alıyor. Karaosmanoğlu'nun Fikret hakkındaki kimi yorumları dikkat çekici, özellikle milli duygular bakımından sorgulayıcı nitelikte.
Yakup Kadri'ye ve çağdaşlarına göre;
"Kimseden ümmîd-i feyz etmem, dilenmem perr ü bâl,
Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâirim
İnhinâ tavk-ı esaretten girandır boynuma,
Fikri hür, irfanı hür, vicdânı hür bir şairim"
diyen şair, Abdülhamit'in istibdadına karşı bir hürriyet simgesiydi. Güçlü adalet duygusu sebebiyle, önce alkışladığı İttihat ve Terakki'yi yolsuzlukları ve baskılarından dolayı hicvetmekten dahi geri durmamıştır. Ama gerisi hayal kırıklığı!
Yakup Kadri, anılarında önce Yahya Kemal ve Rıza Tevfik'le, Tevfik Fikret'i Âşiyan'da ziyaretlerini anlatıyor. Ziyarette genelde şiirin teknik konularından bahsediyorlar. Karaosmanoğlu, ayrıca Fikret'le Hüseyin Cahit arasındaki küskünlüğe, hatta nefrete temas ediyor. Yazarın verdiği bilgilere göre bunun sebebi, Hüseyin Cahit'in bir zamanlar çok yakın arkadaşı olan Fikret'i aldatması, beraber kurdukları "Tanin" gazetesinden ayağını kaydırması ve gazeteyi İttihat ve Terakki'nin yayın organı hâline getirmesidir. Fikret bu kızgınlıkla Hüseyin Cahit'e, "Hüseyin Fâsit", "Tanin"e "O Tanin değil Cenin", başta desteklediği İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne ise "İrtikâp ve Tedenni Çetesi" demekten çekinmemiştir (s. 283).
Şiirlerine bakıldığında medeniyetçi, ilerlemeci, hürriyetçidir Fikret. Ama Karaosmanoğlu'nun tespitine göre bu konuda "Tanzimat devri aydınlarından kalma pasif bir Avrupa hayranlığından ileri gittiği de hissedilmez." (s. 285). Doğrusu Yakup Kadri'nin "pasif Avrupa hayranlığı" derken ne kastettiği açık değil! Ama bana göre Tevfik Fikret, döneminin birçok aydını gibi "Avrupa-merkezli bir medeniyet" anlayışına sahipti. Medeniyetin banisi olarak Avrupa'yı, Avrupalıları görüyordu, medeniyet ona göre Avrupa'ya özgüydü. Bu, zımni olarak Avrupa dışındaki milletleri gayr-i medeni sayan bir görüşü desteklemektir. Yakup Kadri, meselenin asıl önemli yanına, bu Avrupa-merkezli bakışa değinmiyor ancak onu kimi yönlerden sorguluyor da... Örneğin Balkan Harbi'nin bozgun günlerinde Karaköy Köprüsü üzerindeki karşılaşmalarını ve konuşmalarını hatırlıyor. Bu konuşmada tüm felâketlerin ve ıslahat hareketlerimizin Avrupa'nın düşmanca ve kasıtlı engellemelerinden kaynaklandığını söylemesi üzerine, Tevfik Fikret alaycı bir şekilde gülmüş ve felâketlerin asıl sebebinin Avrupa'nın ıslahat hareketlerimizde samimi olduğumuza inanmadığı için vuku bulduğunu iddia etmiştir. Dolayısıyla ona göre Avrupa'nın istediği yönde ıslahat yapsaymışız, "Hür dünyanın kalesi İngiltere'den (!) yüz çevirip Abdülhamit'in dostu Wilhelm Almanyasının kucağına atılmak politikasını" (s. 287-288) gütmeseymişiz bu felâketlere uğramayacakmışız!.. Karaosmanoğlu, bu konuşmayı teessüf ve şaşkınlıkla karşılamıştır.
Bu diyalog, Fikret'in milli meseleler konusunda nerede durduğuna dair bir ipucudur. Balkan ve Birinci Dünya Savaşları'nı kimi aydınlar gibi o da doğru okuyamamış, aksine Avrupa-merkezli bir medeniyet söyleminin edebiyatımızdaki bayraktarı olmuştur.

11