'Kâtip Bartleby'de irade ve özgürlük sorunu

İlginç ve önemli bir öykü "Katip Bartleby" (Çev. Yusuf Eradam, Dost Kitabevi, 2000). Çünkü dünya edebiyatının bence en sıra dışı/ aykırı, dolayısıyla tuhaf anti-kahramanlarından birini konu edinir.

İlk bakışta Bartleby, tüm öykü boyunca akla-mantığa uymayan bir tavrı inatla sürdüren bir meczuba benzer, hatta çoğu okur saçmaladığını düşünür. Ama Herman Melville, bu öyküsünde kanaatimce insanlığın zihnini meşgul eden önemli bir sorunu, 'irade'yi tartışmaya açar.

Konuyla ilgisi olması bakımından önce Byung-Chul Han'ın "Yorgunluk Toplumu" (Çev. Samet Yalçın, İnka, 2025) adlı eserindeki "Görmenin Pedagojisi" ve "Bartleby Vakası" adlı iki yazıya atıfta bulunacağım. Söz konusu iki yazı, "Katip Batleby"yi yeniden okumam gerektiğini düşündürdü. Çünkü zihni metinle ilgili birtakım yeni önerilere açıyordu.

Şöyle: Chul Han, "Görmenin Pedagojisi"nde insanda iki ana tepkisel eğilimden söz eder. Bunlardan biri, pozitif potansiyel, diğeri ise negatif potansiyeldir. Kısaca pozitif potansiyel, her şeye evet diyen, itaatkâr eğilimdir. Negatif potansiyel ise "Nietzsche'nin ifadesiyle, Hayır diyebilme gücü" (s. 43). İkisi de elbette doğrudan irade konusuyla ilgili.

Kâtip Batleby'nin öykü boyunca her ne olursa olsun -maddi çıkarlarını, hatta yaşamak için gerekli olan ihtiyaçları dahi reddederek- "yapmamayı tercih ederim" sözünü tekrar etmesi ve kendi tercihi dışında hiçbir tercihi kabul etmemesi, onda 'negatif potansiyel'in egemen olduğunu, daha doğrusu irade vasıtasıyla kendi olma, şahsiyetini koruma, kendi yaşamını belirleyebilme isteğini gündeme getiriyor.

Dikkat edilirse öykü boyunca iki farklı irade çatışır: Biri, öyküde aynı zamanda anlatıcı konumunda olan Wall Street'teki patronun -hatta daha sonra ona başka patronlar, egemenler de eklenir- tercihleri/ iradesi, diğeri, bu dıştan gelen tercihlere inatla boyun eğmeyen, kendisine sunulan -buyrulan demek daha doğru- tercihlerin hepsine, 'yapmamayı tercih ederek' karşı çıkan Bartleby'nin iradesi...

Kendini egemen gören güç, kâtibe önce yazmayı, yazıyı aslıyla kontrol etmeyi, sonra postaneye gitmeyi, bunları yapmayı reddettiğinde işten çıkarmayı, o da olmayınca onu terk etmeyi, dolayısıyla kendi tercihlerini/ iradesini dayatır. Bu ilk iradede tartışılan şudur: İnsan, son kertede kendi dışında egemen bir iradeye mi tâbidir ya da tâbi olur Nitekim dikkat edilirse, egemen güç, kendi iradesine tâbi olunmasını bir doğal hak olarak görür, büroda çalışan diğer kişiler de zaten esas itibarıyla patronun/ egemen gücün iradesine tâbi olurlar. Bir bakıma, dışsal bir iradeye teslim olmuş pozitif potansiyel eğilimine uygun hareket eder ve yaşamlarını böyle sürdürürler. Bu durumda hem egemen irade hem de ona tâbi olanlar, kendi aralarında bir 'düzen'i devam ettirmektedir. Ama Kâtip Bartleby, bu egemen/ alışıldık düzeni "tercih etmeyerek" bozar. Patronu, alışmadığı 'Hayır!' karşısında doğallıkla afallamıştır. Ama vazgeçmez, türlü yollarla, örneğin ona birtakım maddi olanaklar sunarak, Bartleby'yi bir bakıma kendi iradesine tâbi kılmaya çalışır.