İsmet Özel'in "Bir Yusuf Masalı" (Şule Yay. 2000) her ne kadar "Münâcât", "Naat", "Sebeb-i Telif" ve "Dibace" ile başlasa, hatta "Hüsnüyusuf Masalı"yla bazı motifler bakımından benzeşse de, bunlar kitabı geleneğe eklemlemeye yetmez! Kimileri adından hareketle eseri "Yusuf u Züleyha"ya bağlayabilir ama bu kıssayla da bir ilgisi yok. Dolayısıyla eserin muhkem kapısını açacak anahtar, gelenek değil.
Geleneksel eserlerle yapılacak bir karşılaştırma bize yol açmayacak.
Öncelikle şunun altını çizelim: İsmet Özel'in değişmez karakter özellikleri her şiirine olduğu gibi "Bir Yusuf Masalı"na da yansır. Örneğin, 'kadirşinas itaatsizlik!..' İtaat onun için koşulsuz ve sorgulamadan boyun eğmek, bedel ve bir tür cüzi iradenin reddi demek! Bu nedenle 'itaat'i, 'itaati buyuran erki ve yasalar'ı da kabul etmiyor. Söz konusu şiirinde bu konuya yer yer değinmekte. Örneğin "Üstümde yıldızlı gök, demişti Könisberg'li/ içerimde ahlâk yasası" (s. 29) dizelerinde Kant'ın 'ahlâk yasası' düşüncesine karşı çıkar. Çünkü ona göre ahlâk, dışarıdan veya sonradan dayatılan, yasayla uyulan bir şey değildir. Bu nedenle 'yasa'ya uymayı 'idam mangası'nda bulunmakla eş tutar. Nitekim şu dizeler, 'itaat'e karşı çıkış olarak okunmalıdır:
"Yasa mı Kimin için Neyi berkitir yasa
İster gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
idam mangasındasın içinde yasa varsa
Girmem, girmedim mangalara
Yer etmedi adalet duygusu
içimde benim
çünkü ben
ömrümce adle boyun eğdim." (s. 29)
Bu bağlamda, eserde de belirtildiği üzere, hayatımızın "başkalarının aşkıyla", irademiz dışında başladığı da bir gerçek. Ama bu da bir 'itaat'e dönüşürse, yani başkaları aşklarından dolayı vesile oldukları hayatın bedeli olarak 'itaat' isterlerse onu da reddeder. "Aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine/ adımı aşkın üzerine kendim yazarım" (s. 31) der. Ona göre adını aşk üzerine "kendisinin yazması" vazgeçemeyeceği bir tavırdır.
Eserin "Dibace" bölümünde ise öyküden bağımsız olarak önemli bir felsefi konu ele alınıyor: Yaradılış…
Sanki İslâmî literatürdeki 'bezm-i elest'tir anlatılan. 'Üst İrade', insanların yaratılmasına karar vermiştir, orada/ elest meclisinde varlıklar yazgılarına uyarak dünyaya doğmaya 'müheyyâ' beklerler.
Yaratılmasına karar verilenlerin alınlarının çatına "bir çarpı" konmuştur; "yaşamak çarpısı"dır bu veya "yaşamak çarpıntısı" (s. 37). Bedenler, tam somutlaşmamıştır, "daha hiç çıkılmamış birer iskeleye" benzer, azâlar "yerli yerine sağlam çakılmamıştı[r]" (s. 36)
Kaderdir doğmak. Bu emre, doğmaya yazgılı hiç kimse "bühtan" edemez. Ama şurası da bir gerçek: Hepsi de "işaretli ve yarım/ dünyaya sarkık"tır (s. 37).

3