Bilim ve teknoloji karşısında seçmeci tavır

Günümüzdeki kimi olaylardan da çok net anlaşılıyor ki Batı'dan doğup yayılan bilim ve teknoloji, vahşidir, sömürü ve tahakkümün aracı olmuştur. Bu, sadece iktidar ve egemen olma hırsıyla yükselen bilim ve meyvesi olan teknoloji, güçlünün güçsüzü ezmesi, ekonomik olarak sömürmesi, güç uğruna doğayı dahi tahrip etmesi itibarıyla bir gelişmeye değil, yıkıma götürüyor dünyayı. Geçen hafta da bahsetmiştim, Türk aydın ve devlet adamları, bilim ve teknolojinin sağladığı refahtan yoksun oldukları için Batı kaynaklı bu bilim ve teknolojiyi şiddetle arzuladılar. Mahrumdular, mamur olana gıpta ediyorlardı. Bu doğal!.. Osmanlı'dan bugüne muhafazakâr ve dindarlar da ahlâkî bir rezerv koymak şartıyla -öz kültürlerinden, dinlerinden ve geleneklerinden kopmaksızın- bu bilim ve teknolojinin alınması taraftarıydılar. İsmet Özel "Seçmecilik" başlıklı yazısında "Batı'nın bilim ve teknolojisini alalım ama ahlâkî değerlerinden uzak duralım" şeklinde formüle edilen bu tavra kökten karşı çıkar. Çünkü Batı'nın bilim ve teknolojisi, salt nesnelerden, biçimden ve maddeden ibaret değildir. Bu bilim ve teknolojinin arkasında bir amaç, bir kültür, bir öz var!.. Özel, buna yazılarında sık sık dikkati çekmiş ve aydınları "günümüzde hâkim olan bilim ve teknik, Batı'da belli bir dönemde belirlenmiş bir kafa yapısının uzantısıdır" (Üç Mesele, Tiyo Yay., 2016, s. 93) diyerek uyarmıştır. Yani şöyle oluyor: O bilim ve teknolojiyi aldığınızda, o çarka siz de giriyor, siz de sömürü, egemenlik ve iktidar hırsıyla malûl oluyorsunuz. Ama o bilim ve teknolojinin asıl sahibi olmadığınız için -ki az gelişmiş ülkelerin hepsi böyledir- aynı zamanda 'efendilerin pazarı' seviyesinin üstüne de çıkamıyorsunuz. Efendiler, istedikleri zaman o bilgiyi ve teknolojiyi yenileyerek -tüm bilgiyi vermeyerek- eski bilgi ve teknolojiyi de yürürlükten kaldırarak, az gelişmiş toplumları hem kendilerine bağımlı kılıyor hem de ekonomik olarak sömürüyorlar.

İsmet Özel'in bu 'medeniyet ve teknoloji' karşıtlığı, ilk bakışta refah içinde yaşamak isteyen insanın doğasına aykırı gibi geliyor ama, özellikle dijital devrimin insanları birer gönüllü mahpusa, sadece tüketim kölesine, hatta yer yer sosyolojik ve psikolojik yıkımlara sürüklemesi, kimyasal maddelerin zararlı yan etkilerine rağmen satılması, tıbbî ilaçların üretimindeki umursamazlık, yapay zekânın insan aklını atalete sürüklemesi, insanı muhakeme, mukayese ve tefekkürden kopararak aptallaştırması, hatta eğitim-öğretim kurumlarında yapay zekânın ürettiği sahte bilgilerin cirit atmaya başlaması, onu haklı kılacak işaretlerdir…