Uluslararası sularda hukuk değil korsanlık hüküm sürüyor

Gazze'de ateşkesin şartlarını yerine getirmeyerek insanlık dışı ablukayı uygulamaya devam eden siyonist canavarlara karşı insanlığın sesi olmaya çalışan onur aktivistlerinin gemilerine uluslararası sularda baskın düzenlemek, hem kendilerini hem de araçlarını rehin almak siyonist korsanlar açısından hiç zor olmadı. Çünkü çağdaş emperyalist güçler onlara hem bu imkânı hem de cüreti verdi. Böylece siyonist katillerin Akdeniz'de, tıpkı Malta korsanları gibi terör estirmelerine fırsat verildi. Zaten o korsanlar da bu cüreti kendi güçlerinden değil arkalarında duran ve kendini güya "uluslararası toplum" diye yutturmaya çalışan emperyalist mekanizmadan alıyor.

Siyonist korsanların bu kez bu derece cüretkâr davranabilmelerinde ve Sumud Filosu'na daha Filistin kıyılarından epey uzakta bulunduğu sırada saldırabilmelerinde bundan önceki korsanlıkları karşısında uluslararası kurumların ve özellikle de BM'nin fiili olarak bir şey yapmamasının, hazırladığı raporların da uygulamada bir karşılık bulmamasının çok önemli payı var.

Bu durum uluslararası alanda hukukun değil korsanlığın hüküm sürdüğünü dolayısıyla mevcut yapıdan hukuku icra etmesini beklemenin bir yarar sağlamayacağını teyit etmektedir.

Bu durum karşısında küresel çapta bir sivilleşmeye, halkların haklarını ve özgürlüklerini savunan bir dayanışma gerçekleştirmeye ihtiyaç var. Bunu başarabilmek için de yılmadan ve yıpranmadan yola devam etmek gerekir.

Nasıl belli sınırlar içinde hüküm süren zulüm düzenine karşı ulusal başkaldırılar gerçekleştiriliyor ve yerine göre devrimler yapılıyorsa, aynı şekilde küresel alanda da böyle bir başkaldırıya ve bugün dünyaya hüküm süren küresel zulüm sistemine karşı daha kapsamlı örgütlenmeye, bu zulüm düzenini hizaya getirmek için baskı yapmaya ve hukukun hakim olması için güçleri birleştirmeye ihtiyaç var.