Temel sorun fıtratın bozulması
AHMET VAROL
Bu sıralarda bütün herkes Epstein belgelerini konuşuyor. Dolayısıyla bize pek görev düşmüyor. Hadiseyle ilgili gelişmeleri bizden daha iyi takip eden ve ayrıntılarını da çok daha iyi bilenler var. Ama biz konuşmazsak biraz hadiseye bigane kalmış gibi olacağız.
Haberlere yansıyan gelişmelerin tekrarında bir fayda görmediğimden sadece sorunun inanç ve düşünce temeliyle ilgili boyutu üzerinde durmakla yetineceğim.
Bugün dünyaya hükmeden politikacıların pek çoğunun üzerine çamur bulaştıran bu bataklığın nasıl oluşabildiğini anlayabilmek için günümüzde insanlığın genel anlamda yaşadığı sorunların temelinde yatan fıtrat bozulmasını teşhis etmek gerekir.
İnsan, Allah›a kulluk göreviyle yaratıldığı için bu görevi yerine getirmeye uygun bir fıtratla yaratılmıştır. Bundan dolayı Kur›an-ı Kerim›de şöyle buyrulur: «Öyleyse sen dosdoğru bir inançla yüzünü dine, Allah›ın fıtratına çevir ki O, insanları bu (fıtrat) üzere yaratmıştır.» (Rum, 30/30)
Hz. Peygamber (a.s.)'den rivayet edilen şu hadis de buna işaret eder: "Her çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne babası onu yahudi, hıristiyan veya mecusi yapar." Bu hadisin Türkçe tercümelerinde genellikle "Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar" deniyor. Ancak Buhari ve Müslim'in naklettiği hadisin metninde sadece "fıtrat" denmektedir. İslam ise fıtrat dinidir.
Fıtrat, doğa, içgüdü olarak da tanımlanmaktadır. Bütün canlıların belli bir içgüdüyle dünyaya geldikleri, ama insanın eğitim ve öğretimle şekil aldığı öngörülmektedir. Oysa gerçekte insanın da bir içgüdüsü vardır ve işte bu onun fıtratıdır. Onun fıtratı geliştirilmeye, yönlendirilmeye, eğitim ve öğretime açıktır. Bu yüzden Allah insana aynı zamanda yaratılış gayesine uygun olarak peygamberler ve kitaplar da göndermiştir. İlk insan da aynı zamanda ilk peygamberdir. O doğrudan Allah tarafından eğitildi. Çocuklarını da o eğitti ve onun verdiği eğitim kendinden sonra gelecek nesillerin hayata bakışlarının şekillenmesi açısından bir örnek oluşturdu.
Bu yüzden gerçekte bütün inançların ve dinlerin temelinde Allah'a kulluk görevini merkeze yerleştiren tevhit inancı yer alır. Fakat zaman içinde şeytanın hilelerine kapılan insan bu tevhit inancını saptırmış, nefsinin arzularına ve zevklerine göre yeniden şekillendirmeye çalışmıştır. Bu çarpıtmalara ve saptırmalara karşı Yüce Allah yeniden peygamberler ve kitaplar göndererek insanlara asıl uymaları ve bağlanmaları gereken hanif dini hatırlatmıştır.
Bozulmamış insan fıtratı iyiliğe meyilli kötülüğü ise yadırgar niteliktedir. Maruf ve münker kelimelerinin sözlük anlamları da buna işaret eder. Maruf tanınan ve benimsenen anlamına gelir; münker ise bunun tam tersidir yani tanınmayan ve benimsenmeyen.

15