Srebrenitsa'nın bize hatırlattığı zulüm sistemi

Benzer bir örnek de 1996'daki Kana katliamıdır. Siyonist işgal güçleri, BM tarafından güvenli ilan edilen bir sığınağı bilerek hedef almış, 35'i çocuk 108 kişiyi katletmişti. O dönem "yanlışlık" savunması öne sürülse de, aynı anda birden fazla uçağın koordineli saldırısı, bunun planlı bir operasyon olduğunu göstermektedir. Bu katliamdan sorumlu olanlar hiçbir zaman yargılanmadı.

Ben şahsen Kana katliamının gerçekleştirildiği yeri ve öldürülenlerin fotoğraflarının sergilendiği açık müzeyi ziyaret ettim. İşgalcilerin burada BM tarafından güvenli ilan edilen alanı mümkün olduğunca çok sayıda insanı katletmek amacıyla hedef seçtikleri hem saldırıya maruz kalan yerin konumundan hem de hadiseye şahit olanların anlatılarından anlaşılıyor. Güvenli ilan edilen alan roketlerin hedefi olurken yanı başındaki binalara hiçbir saldırı olmamış. Saldırının tesadüfen veya sehven gerçekleştirilmiş olması ihtimali sıfır.

Bu tekrar eden uygulama, BM'nin özellikle de Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin (P-5) güçlü devletlerin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaya dönüştüğünü ortaya koyuyor. Kuruluşun adı "Birleşmiş Milletler" olsa da, uyguladığı politikalar milletlerin değil, güç ittifaklarının çıkarına hizmet ediyor.

Bu durumun sembolik bir örneği, İsrail'in bir dönem BM İnsan Hakları Konseyi'ne bağlı Hukuk Komisyonu başkanlığına getirilmesi hadisesiydi. Kuruluşundan beri zulmün ve insan hakları ihlallerinin baş aktörü olan, Filistinli esirlere işkenceyi yasallaştıran, idari tutukluluk gibi uygulamalarla binlerce Filistinliyi yargısız biçimde zindanlara dolduran bir rejimin, uluslararası hukuku denetleyen bir organa başkanlık etmesi, insan haklarına sahip çıktığını iddia eden uluslararası sistemin çelişkisini gözler önüne seriyor.