Öldürüp anıtını dikmek!

Afrika ülkelerinin çok farklı etnik unsurları barındırıyor olması emperyalizmin bu konudaki fitne politikalarına elverişli bir zemin oluşturuyordu. Emperyalizm bu konudaki politikalarının daha fazla etkili olmasına imkân sağlamak için bazı bölgelerde etnik unsurların yerlerini değiştirmiştir. Çünkü bu yer değiştirmelerde bir bölgenin ahalisi oraya nakledilen başka bir etnik unsuru kabullenmekte zorlanıyor ve böylece onları birbirine düşman etmede kullanılan malzemeler daha etkili oluyordu.

Ruanda'da önce Belçika emperyalizmi etkili oldu ve o zaman ülke genelinde nüfus itibariyle azınlık kabul edilen Tutsilere bazı ayrıcalıklar verdi. Ama diğer taraftan bu ayrıcalıkları Hutuları onlara düşman etmede kullanmak için psikolojik ve sosyal zemin oluşturmayı ihmal etmedi.

Zamanla ülkede aşırılık yanlısı Hutu milliyetçiliği etkili oldu ve taraftar kazandı. Bunlar Hutu Özgürlük Hareketi adında bir hareket oluşturdu ve zaman zaman Tutsilere yönelik saldırılar düzenlediler.

Bu iki toplumun birbirine düşman edilmesinde; aralarında kin ve nefretin körüklenmesinde özellikle misyonerlik faaliyetleri yürüten rahiplerin önemli rolü olmuştur. Bu açıdan Afrika'da misyonerlik sadece bir din propagandası değil, aynı zamanda küresel emperyalizmin fitne politikalarını sahaya taşıma faaliyetidir.

1994'teki olaylar öncesinde, aşırılık yanlısı Hutuları hazırlamak amacıyla ülke dışından ve özellikle de Çin'den on binlerce satır getirtildi. 6 Nisan 1994'te Hutu asıllı devlet başkanının uçağının düşürülmesiyle birlikte de her taraf savaş alanına çevrildi. 100 gün devam eden korkunç savaşta büyük çoğunluğu Tutsilerden ve ılımlı Hutulardan olan 800 bin kişi katledildi.