Mescidi Aksa'nın açılmasıyla sorun bitti mi
İsrail, Mescidi Aksa'yı 40 gün kapatıp tepkileri ölçtü; peki Ürdün ve İslam alemine bu sessizliği nasıl açıklayabiliriz?
Yazar, İsrail'in Mescidi Aksa'yı kapatmasının ardında stratejik bir deneme çalışması olduğunu iddia etmekte ve Ürdün'ün anlaşmadaki haklarını kullanmayarak bu işgalci uygulamaları teşvik ettiğini savunmaktadır. Yerleşimci baskınlarının kademeli olarak artması, aslında uluslararası hukuk ve ikili anlaşmaların görmezden gelindiği bir süreç olarak sunulmaktadır. Peki, diplomatik çatışmayı kaçınan ülkelerin sorumluluğu ile işgalci rejimin davranışları arasında nedensel bir bağlantı kurmak ne kadar geçerli?
Asıl sorun ise Mescidi Aksa'nın bu kadar uzun süreli kapatılmasında yatmaktadır. Çünkü işgal rejimi bu kez Mescidi Aksa'yı 40 gün süreyle kapalı tutmakla bir deneme çalışması yapmış ve gelecek tepkileri ölçmüştür.
Bununla alakalı olarak öncelikle şunu belirtelim ki işgal rejiminin, gerek uluslararası hukuka ve gerekse bizzat kendisinin kabul ettiği ikili anlaşmalara göre Mescidi Aksa'yı kapatma yetkisi yoktur. Çünkü Mescidi Aksa işgal hükümetine değil, Kudüs İslami Vakıflar İdaresi'ne bu kurum da Ürdün'ün Vakıflar ve İslami İşler Bakanlığı'na bağlıdır. Bu husus Ürdün ile işgal rejimi arasında diplomatik ilişkilerin başlatılmasına kapı açan Akabe Anlaşması'nda da kayıt altına alınmıştır. Ama ne yazık ki Ürdün, işgal rejiminin 28 Şubat'ta bu kutsal mabedi kapatması ve 40 gün süreyle kapalı tutması karşısında elle tutulur hiçbir şey yapmadı.
Ürdün hükümetinin, işgal rejimiyle yaptığı ikili anlaşmadaki yetkisini kullanmak için bir girişimde bulunmaması, İslam âleminin de sadece "kınama" açıklamalarıyla yetinmesi işgalci siyonistleri cesaretlendirmiştir.
Bu uygulamayla işgal rejimi bir bakıma, Ürdün'le yapılan anlaşmada belirlenen prosedüre rağmen Mescidi Aksa'nın kapatılabileceği mesajı verdi.
Yerleşimci çetelerin Mescidi Aksa baskınları da böyle başladı. Prosedüre ve anlaşmalara göre yerleşimcilerin dini ritüeller ve faaliyetler için buraya girmeleri yasaktır. Ancak işgal rejimi, önce birtakım "aşırı" cemaatlere mensup yahudi yerleşimcilerin baskınlarını engellemeyerek bunun kapısını açtı. İşin peşini takip etmesi gereken Ürdün yönetimi de bigane kaldı. Müslüman halkın engel olmaya kalkışması durumunda da işgalci askerler saldırıda bulundu, hatta katliam yaptılar.

17