Irkçılığın insanlığa maliyeti

Ama bu sahiplenme, ilgi ve desteğin sınırlarının ahlâk ve hukuk kurallarıyla çizilmesi gerekir. Örneğin kendi ailemize yapılmasını istemediğimiz bir haksızlığın, mensubu olduğumuz aile tarafından başkalarına yapılmasına destek veremeyiz. Orada ölçüyü kaçırmış, sınırı aşmış dolayısıyla bir aşırılık içine girmiş oluruz. Bu ölçü ve sınır, halka halka genişleyen tüm toplumsal yapılar için geçerlidir.

Bu konuda da aslında insan fıtratı yönlendirici ve koruyucu niteliklere sahiptir. Çünkü insan fıtratı iyiye meyilli, kötüye tepkili karakterde yaratılmıştır. Bundan dolayı Arapçada iyiliğe maruf kötülüğe münker denir. Etimolojik kökeni itibariyle maruf insan tabiatının ve fıtratın benimsediği, münker ise yadırgadığı şeydir.

Dolayısıyla toplumsal bağ ve mensubiyetlerin kazandırdığı duyarlılıktan hareketle mensubu olduğumuz toplumsal yapıyı savunmak ve ona yönelik haksızlığı önlemeye çalışmak ne derece fıtratın gereğiyse bu mensubiyeti başkalarına zulüm ve haksızlığın gerekçesi yapmak da aynı derecede fıtrata aykırıdır. O yüzden burada fıtri değerler korunamamış olduğundan bir "sorunluluk" yani "hastalık" hali başlamış olmaktadır.

Bir insan nasıl bedeninde meydana gelen arızalardan dolayı hastalık hali yaşıyorsa aynı şekilde ruhsal karakterlerinde fıtri değerlerden uzaklaşma sebebiyle de hastalık hali yaşayabilir. Ama ikisi arasında önemli bir fark vardır: Bedensel arızalardan kaynaklanan bozulma ve hastalıklardan rahatsız olur ve onlardan kurtulmak için tedavi görmeyi arzular. Ama ruhsal karakterlerindeki arızaları ve bozulmaları sahiplenir ve onlardan kurtulmak için çaba sarf etmek yerine, onları gerekçelendirmek için kendine dayanak oluşturmaya çalışır.

Bunun sebebi ise ruhun bedeni yönetmesidir. Beden arızalandığında ruh onu düzeltmek ve yeniden sağlığına kavuşmasını sağlamak için devreye girer. Ama ruhun bizzat kendisinin arızalanması durumunda bunu arıza ve hastalık hali değil normal bir durum olarak kabullenmesi riski vardır.