İftira bir "bilgi" midir
AHMET VAROL
Soveytler Birliği'nin çökmesi sebebiyle Doğu Avrupa'daki sosyalist rejimlerin ve bu arada Romanya'daki Çavuşesku yönetiminin devrilmesinden kısa bir süre sonra Romanya'ya ziyarette bulunmuştum. Bükreş'te dolaşırken şehrin büyük parkı önüme çıktı ve içeri girip biraz gezinmek istedim. Bu arada banklardan birinde oturan biraz yaşlı bir amcayla karşılaştım. Amca Fransızca bildiği için birbirimizi anlayabiliyorduk.
Amcaya kısaca; "Eski yönetimle şu an içinde bulunduğunuz durum arasında ne gibi bir fark görüyorsun" diye sordum. Eski diktatör "Çavuşesku'dan" özellikle "Sayın Çavuşesku" diye söz etmesi dikkatimi çeken bu adamın bana ilk söylediği şey şu olmuştu: "Evet, Sayın Çavuşesku diktatör bir adamdı ve özgürlükleri çok fazla kısıtlamıştı. Ama onun zamanında fuhşa kesinlikle fırsat verilmezdi. Şimdi oteller adeta genelevlere dönüştürüldü!"
Dediği gibi, sosyalist rejimin çökmesinden sonra Batıdan ithal edilen kapitalist rejimle birlikte insanlara para kazanmanın her yolunun mübah olduğu telkin edilmeye başlanmış; bu çerçevede kadınların onur ve haysiyetlerini hiçe sayan bir yöntem de kolay para kazanmanın yollarından biri olarak kabul ettirilmeye çalışılıyordu. Ama eski yönetim buna fırsat vermiyordu.
Oysa bizim ortaokul yıllarımızda, halk arasında sıkça tekrarlanan antipropaganda hikayelerinde komünist rejimde aile düzeninin olmadığı, insanların adeta hayvanlar gibi çiftleştirildiği iddiaları yaygın bir şekilde dolaştırılıyordu. Üstelik bunu yapanlar, toplumların komünist ve sosyalist sistemlerden tiksinmesini sağlamak için iftirayı bir araç olarak kullanmakta beis görmeyen kapitalist sistemin dezenformasyon faaliyetlerini yürüten belli merkezlerdi.
Bununla komünist sistemlerin ve ideolojinin savunuculuğunu yaptığım düşünülmesin. Hiçbir zaman bu ideolojiye meylim olmadı ve özellikle totaliter baskıcı uygulamalarına her zaman karşı çıktım. Ama gerçekte aile yapısının temeline dinamit koyan ve gayrimeşru ilişkileri normalleştiren; ahlâki değerleri basitleştiren felsefi ekollerin etkisindeki Batı emperyalizmi ve kapitalist dünya görüşü olmuştur.
Yine bizim gençlik yıllarımızda Uganda'nın başında, Batılı emperyalist güçlerle uzlaşmayan ve özellikle de siyonist işgal rejimiyle sorunlu İdi Amin vardı. Her tarafta bu adamın insan eti yediği söylentileri dolaşırdı. Bu adamın yönetimi kaybetmesinden yıllar sonra Uganda'yı ziyaret ettim ve hakkındaki bu iddiaların tamamen saçma olduğunu bizzat ülkesinde, kendisini tanıyanlardan öğrendim.
Evet İdi Amin de bir diktatördü. Ama "insan eti yediği" gibi bir iftiraya başvurulmasının amacı Batı emperyalizminin ve özellikle de siyonist işgal rejiminin ona karşı yürüttüğü siyasi, ekonomik ve medyatik savaşın çok güçlü bir silahının oluşturulmasıydı.

21