Kamu görevlilerinin herhalde en sevmediği şey denetimdir. Bunun iç veya dış olmasının bir farkı yoktur. Ancak denetimin kaçınılmaz bir gerçek olduğu da ortadadır. Öyle ya ister belirlenen hedeflere ne kadar ulaşılıp ulaşılmadığı isterse belirlenen kurallara ne kadar riayet edildiği denetim sayesinde ortaya çıkmaktadır. Bu yazımızda teftişten iç denetime giden yolun hazin hikayesini açıklamaya çalışacağım.
İç denetim birimlerinin heyecanı kısa sürdü
5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile hayat bulan iç denetim uygulaması önce büyük bir heyecan uyandırmıştı. Dönemin Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in de iç denetimin hayata geçmesinde ve teftişin rehberliğe dönüşmesinde çok büyük emeği olduğunu belirtmemiz gerekiyor. İşin özünde cezalandırma yerine rehberlik ederek ıslah vardı.
Teftişin soğuk yüzü iç denetimle giderilecek ve sistem iyileştirmesi esas alınacaktı. Niyet çok güzeldi ama akibet aynı olmadı. Bu minvalde birçok müfettiş veya kontrolör iç denetçi olarak görev aldı. Ancak iç denetim birim başkanlığı kurulmasına rağmen iç denetim başkanı kadrosu hala ihdas edilmedi. Yani birim ve denetçiler var ama başkan kadrosu yok. Böyle olunca da görevlendirme şeklinde bir başkan göreve getirildi. Anlayacağınız iç denetim biraz ölü doğdu. Kim bilir belki de böyle istendi.
5018 sayılı Kanuna göre iç denetim; Kamu idaresinin çalışmalarına değer katmak ve geliştirmek için kaynakların ekonomiklik, etkililik ve verimlilik esaslarına göre yönetilip yönetilmediğini değerlendirmek ve rehberlik yapmak amacıyla yapılan bağımsız, nesnel güvence sağlama ve danışmanlık faaliyeti olarak tanımlanmaktadır.
Bu faaliyetler, idarelerin yönetim ve kontrol yapıları ile malî işlemlerinin risk yönetimi, yönetim ve kontrol süreçlerinin etkinliğini değerlendirmek ve geliştirmek yönünde sistematik, sürekli ve disiplinli bir yaklaşımla ve genel kabul görmüş standartlara uygun olarak gerçekleştirilir.
Kamu kurumları, iç denetim birimlerini kurduk öyleyse teftiş kurullarını kaldıralım demediler. İyi ki de demediler. Çünkü teftiş kurullarının bütün sorunlarına rağmen vazgeçilmezliği ortadadır. Böylece kurumlarda ikili bir denetim yapısı oluştu. Kaldı ki Kanuna göre iç denetçiler, denetim sırasında veya denetim sonuçlarına göre soruşturma açılmasını gerektirecek bir duruma rastlandığında, ilgili idarenin en üst amirine bildirmekle sorumluydular. Yani iş dönüp dolaşıp teftişe evrilebiliyor. Anlayacağınız teftişin devreye girmesi kaçınılmazdır. Kamu görevi ve görevlisi olduğu müddetçe isteyerek veya istemeyerek yanlış yapanlar çıkacağı için teftiş olmaya devam edecektir.
Süreç böyle devam ederken bir de baktık ki teftiş kurullarının adının yanına rehberlik de eklenmiş ve bunların adları Rehberlik ve Teftiş Başkanlıklarına dönüşüvermiş. Demek ki teftiş birimleri rehberlik de yapabiliyormuş.
Teftiş ile İç Denetim arasındaki farklar
Teftiş, genellikle geçmişe dönük olarak mevzuata aykırılıkların tespitine ve cezai yaptırımlara odaklanırken; iç denetim, sistemlerin etkinliğini değerlendirerek iyileştirme önerileri sunar. İç denetim proaktif, danışmanlık odaklı ve risk temellidir.
Teorik böyle olsa da ortaya çıkan sonuç işin böyle olmadığını göstermektedir. İç denetim birimleri iyi niyetlerle kurulmasına rağmen beklenen etkiyi gösterememiştir. Çünkü hedef çok yüksek tutulmuştu. Elbette çok güzel işler de çıkarmışlardır. Gelinen noktada hem teftiş birimlerinin hem de iç denetim birimlerinin istenen seviyede olmadığını da belirtmemiz gerekiyor. Denetim pek sevilen bir şey olmadığı için denetlenmek çoğu zaman can sıkıcı olabilmektedir. Anlayacağınız idareciler şeref vermek dururken hesap vermeyi çok sevmezler.
Ancak iç denetim birimlerinden vazgeçilse de teftiş birimleri kurumlar var olduğu sürece devam edecektir. Kaldı ki teftiş birimleri rehberlik te yapabilecek durumdadır. Bunun içindir ki her iki birimin birlikte hareket etmesinde fayda olduğunu düşünüyoruz. Daha açık ifade etmemiz gerekirse iç denetçilerin yaptıkları denetimlerde birçok usulsüzlüğe de rastlanılmaktadır. İşte buralarda teftiş birimlerinin devreye girmesi gerekmektedir. Aynı çatı altında olunması işleri daha da etkili kılacaktır.
Bununla birlikte yarı özel yarı kamu kurumları teftişten iç denetime geçmeyi tercih etmektedir. Böyle olunca da yapılan hata ve yanlışlar rehberlik adı altında cezasız kalabilmektedir. Rehberliğin sevecenliği cezanın sevimsizliğine tercih edilse de ortada bir de gerçeklik bulunmaktadır.

19