Memurlar için grev hakkı yıllar önce bakan seviyesinde fiilen tanınmıştı

Memurlar fiilen grev yapıyor ama yasalar bunu yasaklıyor; peki bu meşruiyeti kim ve nasıl verdi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazarın iddiası, memurların grev hakkının kanuni düzenleme olmaksızın fiilen tanındığı ve bunun bir bakanın diplomatik hatasıyla başladığıdır. Bunu savunmak için Danıştay kararlarından, uluslararası anlaşmalardan ve yargı mercilerinin disiplin cezalarını iptali kararlarından yararlanır. Ancak bu fiili durum, eğitim ve sağlık gibi kritik alanlarda öğrenci ve hastalar açısından tehdit oluşturmazken, sendikaların karar alma gücü gerçekten sinırlandırılmalı mıdır?

Memur-Sen genel Başkanı Ali Yalçın, Siverek ve Kahramanmaraş'taki okul saldırıları sonrasında okul güvenliği sağlanmadığı müddetçe öğrenci ve öğretmen okula gitmemeli diyerek iş bırakma eylemi başlattıklarını bildirdi.

KANUN GREVİ YASAKLASA DA FİİLİ DURUM KANUNUN ÖNÜNE GEÇİYOR

Siverek ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarında hayatını kaybedenlere rahmet yaralananlara şifa diliyorum. Yaşanan olayın küçümsenmesi mümkün değildir. Olaylar sonrasında Eğitim-Bir-Sen tarafından önü arkası düşünülmeden alınan iş bırakma eylemleri sonucunda milyonlarca öğrenci okullarından mahrum kalmıştır. Nasıl olsa hiçbir yaptırımı yok. Yıllardan beridir bu konuyu gündeme getiriyor ve kanuni düzenleme yapılması gerektiğini belirtiyorum ancak bu konuda bir arpa boyu yol alınamadı ve canı sıkılan hiçbir yaptırımla karşılaşmadan iş bırakma kararı alarak yoluna devam ediyor.

Memurlar için grevsiz toplu sözleşmenin anlamsız olacağını ve grevin eninde sonunda geleceğini konuyla ilgili olanlar bilirler. Şuan itibariyle memurlar fiilen grev hakkını almışlardır. Yıllar önce Milli Eğitim Bakanının grev yapan öğretmenler hakkında soruşturma açılmayacak yönündeki açıklaması ise grev hakkının fiilen tanındığının resmileşmesiydi.

Ancak Anayasanın 53 üncü maddesi sadece memurlar için toplu sözleşme hakkını düzenliyor. Grev hakkı ise 54 üncü maddede sadece işçiler için düzenlenmiştir. Memurlar tarafından tertip edilen grev düzenlemesi fiilen var ama lokavt yoktur. Bu iki kavram ise bir birinin tamamlayıcısıdır. Bu çerçevede Anayasal düzenleme kaçınılmaz hale gelmiştir. Şimdi ise fiili greve iş bırakma diyorlar.

Geçmiş yıllarda, sendikaların aldıkları işe gelmeme kararına uyan memurlar hakkında disiplin soruşturması açılmış ancak hem idari yargı hem de Danıştay, verilen bu cezaları iptal etmiştir. Açıkça grev kararları yargı mercilerince meşru hale getirilmiş ancak, yasal boyut kazanamamıştır. Elbette yargı mercileri de kafasına göre karar vermiyor onlar da AHİM kararlarını esas alıyorlar.

Anayasal düzenleme yapılmadan da memurlara grev hakkı verilmesi mümkün değildir. Ancak, uygulama öyle bir hal almıştır ki işçiler için yasak olan alanlarda dahi memurlar grev yapar hale gelmiştir. Bu durumun gözden kaçırılması mümkün değildir.

Hatta yıllar önce bir bakan grev nedeniyle eğitimin aksamasına üzüldüğünü fakat grev yapan öğretmenler hakkında soruşturma açılmayacağını söyleyerek bu konuda Bakanlar Kurulu üyeleri arasında da mutabakat olmadığını göstermişti. Beğenseniz de beğenmeseniz de 657 sayılı Kanun şuan yürürlüktedir ve bunun hükümlerini kabul etmemezlik yapamazsınız. Anlayacağınız üzere sendikaların kafasına göre uyguladıkları ve hiçbir yaptırımla da karşılaşmadıkları grev fiilen uygulanmaktadır. Sonuçları üzerinde ise hiç kimse durmak ve bilgi sahibi olmak istemiyor.

Tekraren söylemek gerekirse memurlar açısından grev hakkı fiili hale getirilmiştir. Hukuki sürecin ise biran önce yerine getirilmesi gerekmektedir. Yani kanunun açık suç saydığı bir konuda bir Bakan yıllar önce açıkça soruşturma açılmayacağını söyleyerek grevi fiili durum haline sokmuştur.

ÖĞRETMENLER GREV YAPMAMALIDIR

Her ne olursa olsun öğretmenlerin ve sağlık personelinin bağlı bulundukları memur sendikalarının grev kararı almalarını onaylamamız doğru değildir. Bu alanlar hassas alanlardır. Öğretmenlerin elbette hak aramaları doğaldır ve yaşanan müessif olaylar hepimizi derinden etkilemiştir. Elbette öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenliği her durumda sağlanmalı, mali durumu iyileştirilmelidir. Ancak, bütün bunların yanında öğrencilerin derslerden mahrum bırakılarak yapılan bu hak arayışı hiçbir şekilde onaylanamaz. Ben eyleme katılan öğretmenlerin bu durumu içlerine sindirdiklerini de asla düşünmüyorum.

Eskilerin eskimeyen bir sözü vardır. Kem alatla Kemalat olmaz. Yani yanlış araçlarla doğru sonuca ulaşılamaz. Milyonlarca öğrencinin eğitim hakkı birkaç günlük de olsa elinden alınarak hak aranamaz. Aynı durum sağlık çalışanları açısından geçerlidir. Bir hastanın haksız yere hayatını kaybetmesi sonucunu doğurabilecek bir hak arayışı asla haklı olamaz. O hastaların bizim de yakınımız olabileceği gerçeği unutulmamalıdır.

4688 sayılı Kanunun ''Sendika üyelerinin ve yöneticilerinin güvencesi'' başlıklı 18 inci maddesinde; ''Kamu görevlileri, iş saatleri dışında veya işverenin izni ile iş saatleri içinde sendika veya konfederasyonların bu kanunda belirtilen faaliyetlerine katılmalarından dolayı farklı bir işleme tabi tutulamaz ve görevlerine son verilemez......'' hükümleri bulunmaktadır. Ancak bu hükümde yer alan ''işverenin izni ile'' ibaresine karşın, yargı organları uluslar arası anlaşmalara atıfla, işverenin izni olmaksızın işe gelmeme eylemine uyanlara verilen disiplin cezalarını iptal etmektedir.