Kamu görevlilerinin her gün birçok konudan imtihan olduğunu söylersek abartı olmaz. Kimisi koltuğu korur imtihanı kaybeder kimisi de koltuğu korur imtihanı kaybeder. Nadir de olsa hem imtihanı kazanan hem de koltuğu koruyana da rastlanmaktadır.
Güç kullanımı ve bölüşümü, ilahi ve beşeri kurallarla sınırlandırılmış olsa da her fırsatta insanoğlu iç ve dış baskılarla sınırları aşmak için her yolu denemiştir. İnsanların ısrarla belirlenen ilahi ve beşeri kuralları aşmaya çalışmaları herhalde fıtratının gereği olsa gerektir. İnsanoğlunun meşrebinin, mezhebinin, dininin ve milliyetinin farklı olması sınırları aşma konusundaki azmini frenleyememiştir.
Habil ve Kabil arasındaki sorunun kaynağı da tamamen sınırları aşma hırsı ile bölüşüm ve hakkına razı olmamaktan kaynaklanmıştı. İşte kamu yönetiminde de kamu kaynağı ve gücünü kullanan kamu görevlilerinin ısrarla belirlenen kuralları zorlaması ve denetimi sevmemesi de beklenen doğal bir davranıştır. Güç ve kaynak kullanımındaki ihtirasın önüne nasıl geçileceği de kamu yönetiminin başlıca uğraş alanı olagelmiştir. Getirilen kuralların tamamında bu saikle getirilen denge ve denetim mekanizması vardır. Kamu gücünü ve kaynağını kullanmanın keyfine varanların önünden akan imkan ırmağı karşısındaki tutumlarının nasıl olması gerektiğini birçok yazımızda izah etmiştik.
Kamu görevlileri için Peygamberi hediye ölçüsü
Hediye, kamu gücünü aşındıran masum görünüşlü önemli bir kışkırtıcıdır. Hz. Peygamber (S.A.V.), idari makamlarda bulunanlara verilen hediyelerle ilgili olarak çok güzel bir ölçü koymuştur. Bir Hadisi Şerifte; "Yetkililerin aldığı hediyeler, ganimetten aşırmak (kamu malını zimmetine geçirmek) gibidir." buyurmuştur. Yine Resûlullah (S.A.V.), zekât toplamakla görevlendirdiği memurunun hediye aldığını işittiğinde; "Benim gönderdiğim bir görevliye ne oluyor ki: "Bu zekât malıdır; bu da bana hediye edilmiştir" demektedir! Bu kişi babasının (yahut anasının) evinde oturup kalsa, acaba kendisine hediye verilir miydi Allah'a yemin ederim ki, sizden biriniz o zekât malından bir şey alırsa kıyamet gününe o malı boynunda taşıyarak gelecektir" buyurmuştur. Peygamberimiz'in kamu görevlisine hediye konusunda koyduğu en temel ölçü budur. Eğer bu görevde bulunmasaydın sana bu hediye verilir miydi verilmez miydi
Bu ölçüye ister Müslüman olsun isterse kâfir, kimsenin itiraz edemeyeceğini düşünüyorum. Yani kamunun sana emanet ettiği kamu görevi ve gücü olmasaydı sana bu imkânlar sunulur muydu sunulmaz mıydı
Elbette hediye toplumsal ilişkilerin tesis edilmesinde önemli bir araçtır. İnsanların sivil hayatlarında birbirleriyle hediyeleşmelerinde herhangi bir sorun bulunmamaktadır. Burada sorun olan, kamu görevlisine kamu görevi ve gücündeki beklenti nedeniyle verilen hediyelerdir. Bu nedenle, kamu görevlisi hediye kabul ederken kendisine şu soruyu sormalıdır: Kamu görevlisi olmasaydım ya da işgal ettiğim makam ve mevkide bulunmasaydım, bu hediye yine de bana verilecek miydi
Teklif edilen hediyenin büyük ya da küçük olması, maddi değerinin bulunup bulunmaması önemli değildir. Bir kamu görevlisi maddi değeri büyük olan bir hediyeden etkilenmeyebilir, başka birisi değersiz gibi görülen bir hediyeden etkilenebilir.
Memurların hediye almasındaki ölçüler
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 29'uncu maddesinde memurların hediye alma, menfaat sağlama yasağı belirlenmiştir. Buna göre, devlet memurlarının doğrudan doğruya veya aracı eliyle hediye istemeleri ve görevleri sırasında olmasa dahi menfaat sağlama amacı ile hediye kabul etmeleri veya iş sahiplerinden borç para istemeleri ve almaları yasaktır. Bu yasağa aykırı hareket edenler olayın mahiyetine göre memuriyetten çıkarma cezasıyla dahi karşı karşıya kalabilirler, hatta işin sonu hapse dahi varabilir.
Mevzuatta menfaat sağlama amacıyla hediye alma kesinlikle yasaklanmış olmasına rağmen, bazı kamu görevlilerinin yılbaşı, bayram vb. özel günler bahane edilerek, iş sahiplerinden ya da mesai arkadaşlarından zaman zaman hediye aldıkları bilinen bir gerçektir. Başka bir yolda kurulan vakıf ve derneklere yaptırılan bağışlardır. FETÖ bu yöntemi sıklıkla kullanmıştı. Himmet adı altında masumiyet postuna bürünülerek iş adamları ve kamu görevlileri adeta haraca bağlanmıştı.
Bazen kamu görevlilerine verilen hediyeler basına da yansımaktadır. Bu konu kamu görevlilerine verilen veya kamu görevlilerince alınan hediyeler, kamuoyu nezdinde etik tartışmalara yol açmakta, kamuda yozlaşmaya, kamu görevlilerinin eleştirilmesine, yolsuzlukla ilgili algıların artmasına, kamu yönetimi ve yöneticilerine duyulan itibar ve güvenin sarsılmasına neden olmaktadır. İlk bakışta kimi zaman önemsiz gibi görünen ve bu nedenle göz yumulan hediyeler, çoğu zaman kamu görevlisinin tarafsızlığını, kararlarını ve görevini etkileyebilmekte, adeta bubi tuzağına dönüşmektedir. Hele hele bu durum döğün, sünnet vb. etkinlikler altında yapılınca işin boyutu daha da artmaktadır. Nihayetinde düğünlerde takı takılması sıradan bir olay olarak görülmektedir.

13