Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın yapması gereken kritik işler

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının hitap ettiği kitle toplumun en dezavantajlı kesimini oluşturmaktadır. Bu Bakanlığın her faaliyeti oldukça kritiktir. Bu yazımda önemli gördüğüm hususları öneri mahiyetinde başlıklar halinde açıklamaya çalışacağım.

DOĞUM YARDIMINDA FARKLI BİR MODEL GELİŞTİRİLMELİDİR

Uzun süredir eleştirdiğim ve düzeltilmesinde yarar gördüğüm konulardan birisi de doğum yardımıdır. Bu yardım ilk defa 2015 yılında ödenmeye başlanmış ve uzun süre sabit kaldığı için de anlamsız bir hale gelmişti. 2025 yılında yapılan değişiklik sonrasında şartları ve ödenen tutarları değiştirildi.

633 sayılı KHK'nin ek 4 üncü maddesinde yer alan düzenlemeye göre; Türk vatandaşlarına,1/1/2025ve sonrasında canlı doğan çocukları için başvuru yapılması ve Türkiye'de ikamet ediyor olmaları koşuluyla; a) Birinci çocuk için tek seferlik 5.000 TL,

b) İkinci çocuk için başvurunun yapıldığı ay itibarıyla 5 yaşını tamamlayana kadar (altmışıncı ay dâhil) aylık 1.500 TL,

c) Üçüncü ve sonraki çocuklar için başvurunun yapıldığı ay itibarıyla 5 yaşını tamamlayana kadar (altmışıncı ay dâhil) aylık 5.000 TL,

tutarındadoğum yardımı yapılmaktadır.

Bu tutarların yeniden değerleme oranını geçmemek üzere belirlenecek oranda artırmaya Cumhurbaşkanının yetkili olmasına rağmen 2026 yılında sabit kalmıştır. Enflasyonun olduğu bir ortamda sabit tutarlar güncellenmezse ödemeler anlamsız hale gelebilmektedir. Nitekim yıllarca 2015 yılında verilen tutarlar 2025 yılına kadar değişmemiştir.

Bu ödemenin zengin fakir ayırımı yapılmadan herkese ödenmesi sosyal yardımın amacına aykırıdır. Halbuki gelir testi yapılarak kademeli bir ödeme haline getirilmesi ve herkese verilme yerine ihtiyaç sahiplerine daha fazla ödeme yapılması daha rasyonel olacaktır.

Nitekim çoklu doğum yardımında böyle bir uygulama yapılmaktadır. Buna göre hane içinde kişi başına düşen aylık geliri net asgari ücretin 1/3'ünden (2026 yılı için 9.358,50 TL) az olan haneler faydalanabilmektedir. Bu kriterin çok katı olması nedeniyle daha esnek hale getirilmesi sağlanabilir. Ancak her halükarda gelir testi yapılarak ödenmesi ve tutarının da arttırılması gerekmektedir.

SOSYAL YARDIMLAR KANUNU ÇIKARILMALIDIR

Sosyal Güvenlik Reformunun bir ayağı da dağınık olan sosyal yardım ve hizmetlerin toplanmasıydı. Dağınık olan sosyal yardım ve sosyal hizmet kurumları birleştirilecek ve sosyal yardım ve hizmetlerin dağınıklığı ortadan kaldırılacak ve tüm muhtaç kesimlerin hizmetlerden yararlanması sağlanacaktı. Buna Bütünleşik Sosyal Yardım ve Hizmet Sistemi ismi bile verilmişti. Bu konuda Devlet Denetle Kurulunca kapsamlı bir rapor dahi hazırlanmıştı.

Ancak şuana kadar bu konuda kapsamlı bir yasal düzenleme yapılmadı. Halen mükerrer yardımların önüne geçilmediğini üzülerek görüyoruz. Halbuki yıllar önce Kanun taslağı bile hazırlanmıştı. Yapılması gereken ise bu taslağın tozlu raflardan indirilerek güncellenerek Meclise sunulmasıdır.

6284 SAYILI KANUN'UN ŞİDDETİ AZALTACAK HALE GETİRİLMESİ GEREKİYOR

Olaylara duygusal bakmayı bırakıp rasyonel bir şekilde yaklaşılması gerekiyor. Bir kesim 6284 sayılı Kanunun kadına şiddeti azalttığını iddia ederken başka bir kesim ise çoğalttığı iddia etmektedir. Aynı konuda taban taba zıt görüşlerin olduğu herkesin malumudur. Kadının yalan söylemeyeceği önermesi başlı başına bir saçmalıktır. Kadının beyanının esas alınması ve buna göre hareket edilmesi bir çok faciaya kapı aralayabilir. Beyanın gerçek dışı çıkmasına hiçbir yaptırımın olmaması ise işi farklı bir boyuta taşımaktadır.

Nihayetinde konu son derece hassas olup işin duygusal yaklaşımlarla çözülemeyeceği aşikardır. Bir kesim 6284 sayılı Kanuna dokundurtmam diyerek rasyonel önerilere de kapıların kapatılmasını istiyor. Ancak ortada bir sorun olduğu ise tartışmasızdır. Bu konunun duygusallıktan öte bilimsel verilere dayanılarak tartışılması gerekiyor. Aslında Aile Mahkemeleri ve istatistikler her şeyi açıkça ortaya koyuyor. Yeter ki duygusallığı bırakıp konuyu rasyonel zeminde tartışalım. Ancak iyi niyetinden şüphe etmeyeceğimiz bir kesim de 6284 sayılı Kanun deyince feryadı basıyor.

Sonuç olarak bu konuda duygusallık bir kenara bırakılarak rasyonel bir şekilde verilere dayanılarak bilimsel bir çalışma çerçevesinde 6284 sayılı Kanunun revize edilmesi gerekiyor. Yoksa koruyacak aile yapımız kalmayacaktır. Hem kadınlarımızı hem de aileleri yaşatalım.